PÜF NOKTALARI
Yeni Doğan Kedi Ve Köpek Yavrularının Bakımı Nasıl Olmalıdır?...

Sokakta bulunan yeni doğan kedi ve köpek yavrularının bakımı fazlasıyla ilgi alaka ve sabır isteyen bir iştir.Yeni doğan kedi ve köpek yavrularının vücut sıcaklıkları normalden daha düşüktür.Bu yüzden sürekli birbirlerine sarılarak veya annelerinin altında yatarak vücut ısılarını yükseltmeye çalışırlar.Dolayısıyla yapılması gereken ilk iş vücut ısılarını yükseltmek olmalıdır.Bunun içinde sıcak su torbaları ısıtılıp bir havluya sarılıp yavru da bunun üstüne konulabilir.Sıcak su torbasının direk konulması yavrunun yanmasına neden olabileceği için uygun bir havlu veya battaniye e sarılması daha uygun olacaktır.Bunun dışında özellikle güneş mevcutsa kalacakları yeri güneş ışığı görecek şekilde düzenlemek D vitamini ve dolaylı olarak Ca almalarını sağlar.En önemli ikinci konu beslenme ve tuvalettir.Anne kedi ve köpekler yavruları 2-3 saat te bir emzirirler.Bu işlem için sizin de bir pet biberonuna ve pet mamasına ihtiyacınız olacaktır.Yavru karnı acıktıkça huzursuzlanacak ve ağlamaya başlayacaktır.Mama kutusunun üzerinde yazıldığı şekilde hazırlanan mama biberona konularak emzirilmesi sağlanır. Sıvı kaybının tolere edilemeyceği ishallere yol açabileceği için süt veya bebek maması ile beslenme bizce uygun değildir. İdrar kesesi ve bağırsaklarını boşaltmak diğer önemli bir husustur. Yemek yedirdikten çok kısa bir süre sonra bir pamuk yardımıyla cinsel bölgelerine yapacağınız yukarı aşağı hareketler yavrunun boşaltım organlarını harekete geçirerek tuvaletini yapmasını sağlayacaktır.Bu işlemlere her 2-3 saat te bir yavrunun kendi kendine yemek yiyip ihtiyaçlarını giderene kadar devam edilmelidir.Annesinden süt ememeyen yavrularda bağışıklık sistemi düşük olacağından tüm bu tavsiye edilen işlemleri eksiksiz de yapsanız dahi kayıpların yaşanabileceğini bilmeniz gerekmektedir.

Köpekler niye sık nefes alır ?...

Çoğu memeli gibi köpeklerde bazı fiziksel fonksiyonlar sayesinde vucut ısılarını kontrol edebilme yeteneğine sahiptirler.

Çoğu memeli gibi köpeklerde bazı fiziksel fonksiyonlar sayesinde vucut ısılarını kontrol edebilme yeteneğine sahiptirler. Termoregülasyon olarak adlandırılan bu yetenek sayesinde köpekler değişik iklim ve hava şartlarına uyum sağlayabilirler.

Çoğu memeli terleme yoluyla vucut ısısını dengeler.Ancak köpek derisinde ter bezleri olmadığı için onlar sık nefes alarak ısıyı dengelerler. Bu şekilde daha çok oksijen solur ve buharlaşmayı haliyle serinlemeyi çabuklaştırır.

Ayrıca derileri vasıtası ile de ısıyı kontrol edebilirler.Soğuk havalarda kürklerini kabartarak sıcak havayı hapsederler. Sıcak havalarda ise kürk deriye yakın tutularak sıcağın etkileri azaltılır.

Özetle Köpekler'de insanlarda olduğu gibi ter bezleri bulunmamakta, dolayısıyla vücuttaki sıvı fazlası ve toksinler bu yolla atılamamaktadır.. Köpekler bunu ağız yoluyla gerçekleştirmektedirler.. Bu nedenle daha sık nefes alıp vererek vücut ısılarını dengelerler ve bir nevi terleme işlevlerini yerine getirirler..

Petlerde tırnak kesimi...

Tırnakların nasıl kesileceği bazen kafa karıştırıcı ve bazen de zor bir hal alabilir. Kediniz yavruyken başlayan tırnak kesimleri onun bu işe alışmasını sağlar. Bazı kediler tırnaklarının kesilmesinden çok korkarlar ancak erken yaşlarda başlayan tırnak kesimleri bu korkuyu azaltmaktadır.

Her tırnağın orta kısmında canlı doku denilen, damar ve sinirleri içeren bir oluşum vardır. Beyaz tırnaklı hayvanlarda bu doku gözle görülebilmekte ve tırnak kesiminin non-traumatik olarak kolayca uygulanmasına imkan vermektedir. Ancak siyah tırnaklar bu dokunun görülmesine izin vermemektedir. Tırnak kesiminde bu iş için öze olarak tasarlanmış tırnak makasları kullanılmaktadır. Bunlar çok çeşitlidir ve veteriner kliniklerinde veya pet shoplarda bulabilirsiniz. İnsanlar için kullanılan tırnak makasları kedi ve köpeklere uymamakta, kullanılmamaktadır.

Tırnak makası aldıktan sonra, tırnağın ne kadar kesileceğine karar vermek gerekir. Genel olarak tırnak uzunluğu, ayak parmağının altındaki yumuşak doku ile aynı hizada olmalıdır. Bunu ayarlamak için tırnak makasını ayak altındaki yumuşak dokuyla aynı hizada tutup tırnağı tırnak makasının içine alıp kesmelisiniz.

Bu teknik dışında yapılan uygulamalarla canlı dokuyu da kesebilirsiniz ve bu tırnakta kanamaya yol açar. Tırnak kanamasıyla karşılaşılan durumlarda kullanılabilecek birçok preparat mevcuttur. Bunlardan en çok kullanılanı gümüş nitrat içerenidir. Bundan sonuç alınamaz ise 15dk lık hafif bir bandaj uygulanabilir. Eğer bundan da sonuç alınamaz ise veterinerinize danışmanız gerekmektedir.

Köpeğim hamile iken yemek düzeninde bir değişiklik yapmalımıyım ?...

Hekiminiz köpeğinizin hamile olduğunu teyit etmişse (elle muayene veya ultrason ile teşhis) yapmanız gereken onu dengeli oranlarda vitamin, kalsiyum, protein, mineral ve yağ içeren profesyonel bir hazır mama ile beslemektir. Bugün piyasada hamile köpekler için kullanılabilecek bir çok hazır mama vardır.

Köpeğimin dişlerini korumam için ne gerekiyor? ...

Köpeğinizin dişlerini korumak için düzenli aralıklarla diş taşı temizliği yaptırın. Bu köpekden köpeğe değişmekle birlikte ortalama 6 ayda birdir. Ayrıca temizlik sonrası tekrar taş oluşmasını önlemek için dişleri fırçalayabilir ve diş taşı oluşumunu azaltan özel bisküvilerden verebilirsiniz.

Köpeğinizin sert cisimlerle oynamasına ve onları kemirmesine izin vermeyin. Özellikle taş atıp ondan getirmesini istemeyin. Bu onun dişlerine zarar verecektir

Köpeğimi ne sıklıkla yıkayabilirim ? Sık yıkamanın zararı var mı? ...

Bildiğiniz gibi köpeklerin derisi üzerinde koruyucu bir tabaka vardır. Bu yüzden koruyucu tabakanın bozulmaması için muhakkak yıkama sırasında köpekler için üretilmiş bir şampuan kullanılmalıdır. Evde yaşayan köpekler için en sık yıkama aralığı 1 ay olmalıdır. Eğer köpeğiniz bahçede yaşıyorsa yıkama aralığını 3 - 4 aya kadar rahatlıkla uzatabilirsiniz. Yıkamayı 1 aydan daha sık yapmak zorunda kalırsanız, köpekler için özel olarak üretilen deri üzerindeki koruyucu tabakayı almayan şampuanlar kullanmak zorundasınız. Aksi takdirde çok sık olarak deri problemleri ile karşılaşabileceğiniz gibi köpeğinizde daha fazla kokacaktır.

Köpeğimin vücut kokusu normalden fazla. Sebebi nedir? ...

Vücut kokusu bazı hastalıklarda (Karaciger, böbrek, deri rahatsızlıkları) olabileceği gibi beslenme bozuklukları, çok sık yıkama veya doğru mamanın seçilememesi durumunda da ortaya çıkabilir. Bunların dışında çevredeki bazı pis kokulu atıklar, kendi çişine yada kakasına bulaşma da nedenler arasında sayılabilir. Unutmamanız gereken bir şeyde köpeklerde bulunan ve deri tabakasını korumak için var olan, deri üstündeki yağ tabakasının bazen köpeğin özelliğine bağlı olarak daha kokulu olmasıdır. Eğer koku herhangi bir nedenden oluşmuyorsa ve köpeğinizin kendine özgü vücut kokusu ise o zaman köpekler için özel olarak üretilen parfümleri kullanabilirsiniz.

Köpeklerde Hapsırık ve Burun Akıntısının Sebepleri...

Köpeklerde hapşırma ve burun akıntısına sebep olan birçok problem olabilir. Soğuk algınlığı, sinüzit, polen alerjileri, boya-badana kokusu, buruna kaçan pisi pisi otu ve diğer yabancı cisimler nedeniyle oluşabileceği gibi tümör gibi daha ciddi hastalıklardan da kaynaklanabilir.

Aşırı sayıda ve peş peşe oluşan hapşırık nöbetleri genellikle alerjiler, enfeksiyonlar, yabancı cisimler ve tümörlerden kaynaklanır. Alerjiler, genellikle mevsimsel olarak çoğu kez polen ve diğer bitki liflerinden ötürü olur. Ağaç polenlerinin neden olduğu alerjiler en çok ilkbahar sonlarında ve yaz başlarında görülürken, çimen ve ot polenleri yaz ortalarında, diğer bazı bitkilerin de polenleri sonbahar aylarında alerji yapabilmektedir.

Sigara dumanı, boya kokusu da alerji yapabilir. Alerji nedeniyle oluşan hapşırmalarda hapşırık nöbeti belli periyotlarla devam eder ve durur. Hapşırmanın yanında gözlerde sulanma, patilerinde ve vücudun diğer yerlerinde kaşıntı ve kızarıklıklar da görülür.

HAPŞIRIK KRİZLERİ

Enfeksiyonlara bağlı hapşırıklar köpeklerde daha ciddi hastalıkların habercisidir. Bakteri, virüs veya mantar enfeksiyonlarından kaynaklanabilecek hapşırıkları takiben burundan tek veya çift taraflı olarak iltihaplı ve bazen de kanlı bir akıntı gelebilir. Enfeksiyonlar tedavi edilmediğinde kronikleşebilir ve köpekte iştahsızlık, ateş ve halsizlik de dikkati çekebilir.

Buruna kaçan ot, böcek, tel parçaları ve benzeri yabancı cisimlerden kaynaklanan hapşırıklarda, dakikada 10-20 kez ve sürekli oluşan bir hapşırık krizi izlenir. İçeri kaçan cismi hapşırarak çıkarma çabası bazen burun bölgesinde tahrişe ve buna bağlı kanamalara yol açabilir. Çok belirgin olarak diğerlerinden ayrılan ve süreklilik arz eden bu gibi hapşırıklarda hiç vakit kaybetmeden veteriner hekime başvurmak gerekir.

Çok yaygın olmamakla birlikte yaşlı köpeklerde burun ve farenks bölgesinde oluşan tümör ve benzeri şişliklerde de hapşırık görülmektedir. Özellikle burun içinde tümör nedeniyle oluşan hapşırıklarda genellikle tek taraflı ve çoğu kez kanlı bir akıntı görülür. Tümör yavaş gelişiyorsa hapşırık sayısı da yavaş yavaş artacaktır.

Hapşırık ve burun akıntısı belirtilerinde en çok dikkat edilmesi gereken konu eğer burundan kan geldiğini görüyorsanız derhal veteriner hekiminize başvurmanızdır.

Köpeklerin Tüy Dökülmesi Önlenebilir mi ?...

İster kısa tüylü isterse uzun tüylü olsun tüylerini dökmeyen bir köpek düşünmek imkansızdır. Çünkü köpekler tüy değişimini yapmak zorundadır. Sağlıklı bir tüyün belirli bir ömrü vardır ve zamanı geldiğinde bu tüyler dökülerek yerini yeni tüyler alır.

Köpeğinizin herhangi bir deri problemi yoksa günde en az bir kez yapılan fırçalama ile köpeğinizin üzerindeki ölü tüyleri alarak etrafa saçılmalarını önleyebilirsiniz. Bazı uzun tüylü ırklarda günde iki kez dahi fırçalama yapmak gerekebilir.

Ancak mevsimsel olarak özellikle bahar aylarında tüy değişiminin başlayacağını ve oldukça fazla tüy dökeceğini unutmamalısınız. Bu dönemlerde sizi endişelendirecek boyutta bir tüy dökülmesi olabilir ki bu da gayet normaldir. Çünkü bu dönem tüm tüylerin değiştirildiği dönemdir. Özellikle bu dönemde fırçalama sayısının artırılması tüy değişim dönemini kısaltmasa da etrafa saçılacak tüyleri önlemek açısından önemlidir. Bu durum sizi çok rahatsız edecek boyutlarda ise veterinerinizden yardım istemelisiniz. Gerekli gördüğünde veteriner hekiminiz deri ve tüy yapısını güçlendirecek vitaminler önerebilir.

Ayrıca normal zamanlarda da deriyi güçlendiren çeşitli spesifik ürünleri düzenli olarak kullanarak aşırı tüy dökülmelerini önlemek mümkün olabilir.

Sık yapılan banyolar ve uygun olmayan şampuanlar deri ve tüy sağlığını bozabileceğinden tüy dökülmelerinde artış olabilir. Köpeğin cinsine, deri ve tüy yapısına bağlı olarak değişmekle birlikte ev içinde yaşayan köpekler de ayda bir kez yapılacak banyo çoğunlukla yeterlidir. Kullanılacak şampuanı belirlemek ve yıkama sıklığını saptamak için veteriner hekiminizden yardım alabilirsiniz.

Bölgesel bir tüy dökülmesi durumunda bir deri problemi veya hormanal kökenli bir sorun söz konusu olabilir. Bu tür bir durumda mutlaka veterineriner hekiminizden yardım almalısınız.

Unutmayın ki tüy dökmeyen veya çok az tüy döken bir kaç ırkın dışında tüm köpekler tüy dökerler ve bunu tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Köpeğin vücut ısısının ölçülmesi...

Köpekler hastalandıklarında birçok insan köpeğin ateşine bakmak ister. Ancak kulaklara, buruna veya kafaya dokunarak köpeğin ateşi olup olmadığını anlamaya çalışmak iyi bir metot değildir. Köpeğinizin ateşini doğru bir şekilde ölçmeyi öğrenmek acil bir durum olup olmadığını anlamanız için gereklidir.

Köpeklerde vücut ısısı rektal olarak alınmalıdır. Bunun için oral veya rektal termometreler kullanılabilir. Ayrıca dijital veya cıvalı termometreler de mevcuttur. İnsanların ve köpeklerin kulak kanalları farklı olduğundan, kulak termometreleri köpeğinizin ateşini ölçmek için çok uygun değildir.

Cıvalı termometre kullanıyorsanız, kullanmadan önce termometreyi sallayıp dereceyi düşürmeyi unutmayınız.

Köpeğin ateşinin ölçülmesi

*Köpeğin ateşinin ölçülmesi sırasında sakince durması çok önemlidir. En iyisi siz ateşini ölçerken bir yardımcının da köpeği tutmasıdır.

*Bir yardımcı köpeğin kafasını ve vücudunun ön kısmını ona sarılarak sıkıca tutmalı.

*Bu arada siz de kuyruğunu tutup hafifçe yukarı kaldırın ve termometreyi rectum'a yerleştirin. Rectum kuyruk dibinin hemen altında yer almaktadır. Ancak termometreyi yerleştirmeden önce bir pomat, vazelin vb. ile kayganlaştırmayı unutmayınız. Termometreyi yaklaşık 2,5cm ilerletin ve cıvalı termometreler için 2dk, dijital termometreler için sinyal verene kadar bekletin.

*Şimdi termometreyi çıkarıp okuyun.

*Köpeklerde normal vücut ısısı 37,5-39º C tır. Eğer köpeğinizin vücut ısısı bu derecenin üzerindeyse acilen veteriner hekiminize başvurun.

Köpeğe tablet şeklindeki ilaçların içirilmesi....

Birçok köpek veteriner hekimlere sadece rutin kontroller ve aşılar için gitmektedir. Maalesef bazıları ise yaralarının veya hastalıklarının tedavisi için orada bulunmaktadır. Bu hayvanlara gerekli ilaçların verilmesi söz konusudur. Köpeğinizin hastanedeki tedavisi bittikten sonra ilaç uygulamalarına evde devam etmeniz gerekebilir. Bu uygulamalar sizin için kafa karıştırıcı, uygulaması zor olabilir. Bazı ilaçlar tablet şeklindedir. Biraz çaba gösterirseniz tablet şeklindeki ilaçları köpeğinize yutturmak çabuk ve kolay bir işlem olabilir.

Bazı ilaçları köpeğinizin severek yediği gıdaların içinde verebilirsiniz. Ancak ilacın hepsini yuttuğundan emin olmalısınız. Bazı köpekler ilacı yemeğin içinden ayırıp yemeyebilirler. Eğer ilacı yemekle beraber köpeğinize yutturamıyorsanız şunu deneyin:

Tablet şeklindeki ilacın verilmesi

*Köpeğinizin kafasını bir elinizle yumuşakça tutun. Bunun için solaksanız sağ elinizi, tersi ise sol elinizi kullanın. Köpeğinizin burnunu bir tarafa baş parmağınız, diğer tarafa diğer parmaklarınız gelecek şekilde kavrayınız. Alt çeneyi tutmaktan sakınınız. Bu köpeğinizin yutkunmasını engelleyebilir. Ayrıca köpeğinizin ön bacaklarını ve göğsünü tutması için bir yardımcıya ihtiyacınız olacaktır. Birçok hayvan sahibi köpeğini büyük bir havlu ya da benzer bir örtüye sarıp sabitlemenin iyi bir teknik olduğunu keşfetmiştir.

*Köpeğinizin kafasını tuttuktan sonra, burnunu yukarıya bakacak şekilde kaldırın ve üst canin diş üzerinden hafif bir basınç uygulayın. Böylece köpeğiniz ağzını açacaktır.

*Diğer elinizi ilacı vermek için kullanın. İlacı baş ve işaret parmağınız arasında tutun. Elinizin diğer parmaklarını alt canin dişler arasına basınç yaparak çeneyi açmak için kullanın.

*Ağız tam olarak açıldıktan sonra tableti ağzın en derin kısmına koymaya çalışın. Ancak elinizi köpeğinizin ağzına çok fazla sokmayın. Kusma refleksini stimule edebilirsiniz. Bu durumda hem tableti yutturamamış hem de daha sonraki denemeleri de daha zor bir hale sokmuş olursunuz.

*Köpeğinizin ağzını kapatın ve öylece tutun. Yumuşakça köpeğinizin burnunu okşayın veya hafifçe burnuna üfleyin. Bu onun yutkunmasını sağlayacaktır.

*İlaç uygulaması bittikten hemen sonra köpeğinizi övmeyi veya ona ufak bir ödül vermeyi unutmayın. Bu daha sonraki uygulamaların daha kolay olmasını sağlayacaktır.

Köpeğin doğum vaktini nasıl anlarız ?...

Doğumun yaklaştığı son günlerde memeler artık iyice büyümüştür ve hafifçe dokunduğunuzda uçlarından sütün sızdığını görebilirsiniz.

Çok çabuk yorulur.

Karnı iyice gerilmiş ve yavru sayısına bağlı olarak oldukça büyümüştür.

Vulva dışarıya doğru büyümüştür ve sürekli yalanma isteği vardır.

Doğum için sürekli yer arama eğilimindedir. Huzursuzdur ve devamlı eşelenme halindedir.

Doğum iyice yaklaştığında sancılı hali çok belirginleşir.

Doğuma 1 veya 2 saat kala vulvadan bir miktar sıvı akar. Bu doğumun başlayacağının en önemli belirtisidir.

Köpeklere tavuk kemiği vermek zararlımıdır?...

Köpekler genellikle et obur hayvanlardır. Tavuk etini de çok severek yerler. Fakat tavuk kemiği içi boş bir kanatlı kemiğidir. Dolayısı ile ağzında bir- iki geveleyip, kemiği kıran köpek bunu çok çiğnemeden yutacaktır. Köpek, kemiği enlemesine kırmaya çalışsa da , tavuk kemiği çoğunlukla boylamasına kırılır. Yani oblik ve sivri kırılır. Tavuk kemiğinin özelliğinden dolayı da, mide de tam olarak hazmedilemez. Hazmedilemeyen ve sivri kalan kemik, mide ve barsak peristaltizminin ( hareketinin) etkisi ile yolculuğuna başlar, Mideyi genellikle çizerek çıkar ( Gastrit belirtileri bu zamanda oluşur), Barsak kıvrımı boyunca genellikle bata bata çize çize yolculuğuna devam eder.Yani barsak mukozalarını çizer, kanatabilir.( Enteritis belirtileri burada görülür).Eğer köpek kabız ise veya, peristaltizm şiddetli olursa, kemik bir kıvrım noktasında barsak yüzeyine diklemesine batar kalır. Bu sefer, barsak hareketleri durur ve arkadan gelen dışkı parçaları gittikçe birikir. Ve bir müddet sonra barsak tıkanıklığı meydana gelir. Bu da kendini iştahsızlık, kusma ve ilerleyen bir zayıflama şeklinde ilk hastalık belirtileri başlar. Ciddiye alınmaz ise sonu ölümdür.

Köpeklerde neden 6. tırnak bulunur....

Genellikle Kangal ırkı köpeklerde, ırkının saf olduğunu anlatmak için, gururla söylenen, 6. tırnak ,veya pençe tırnak diye anılan ,arka ayaklarda görülen, 6. parmak oluşumu, aslında bir genetik bozukluk sonucu, ortaya çıkmıştır. Bazı ırklarda, 6. parmaktan köken alan, 2 tırnak dahi yan yana bulunabilir. Yani köpeğin arka bacaklarında,7 adet tırnak bulunabilir.

Bu durum, Van kedilerinde, bir gözün mavi, bir gözün sarı veya yeşil olması ile eşleştirilebilir. Çünkü bu da genetik kaynaklı bir bozukluktur. Bu durum, görme fonksiyonunu etkilemediği için, doğanın verdiği güzel bir hata olarak bilinir. Ve bu hata , aynı grup içinde eşleştirme yapıldığında kuşaktan kuşağa aktarılır.

Köpeklerde bulunan 6. veya 7. tırnak çok büyük olabildiğinde, ve ya arka ayakların alt bölümü, kalça displasisi veya raşitizm sonucu birbirine çok yakın olabildiğinde, her iki arka ayak birbirine sürtünme hareketi yaptığı için, ayaklarda travmalar meydana gelebileceğinden, ve bazen yürürken, çalılara, otlara takılabileceğinden, bu fazlalık olarak nitelendirilen, yürümede hiçbir fonksiyona katılmayan bu tırnaklar, küçük bir cerrahi müdahele ile alınabilir.

Fakat bu operasyonu yaptırdığınızda, köpeğiniz daha rahatça koşup yürüyebilirken, siz ise insanları , (yanlış inanışta olsa) köpeğinizin saf kangal ırkı olduğuna bir türlü ikna edemeyebilirsiniz...)

Köpek beslemek zor mudur ?...

Konuya zorun tanımınını yaparak başlayalım. "Zor" bizim şartlarımızda başa çıkılması ve kontrol edilmesi kolay olmayan durumlardır. İnsanların kişisel yetenekleri ve imkanları onlara farklı güçlü ve zayıf noktalar sunduğundan "zor" kesinlikle öznel bir kavramdır. Amacımız köpekle yaşam üzerine bir kaç laf etmek olduğuna göre insanlar köpekleriyle yaşamlarını paylaşırken genellikle ne tür zorluklarla karşılaşırlara kabaca cevaplar getirebilirsek konuya daha iyi hakim olacağımızı düşünüyorum. Her ne kadar köpekle olan birebir ilişkimiz, ırkın kalıtsal davranış mirası ve çevresel faktörler zor ve kolay olasılığını derecelendirmede ortaklaşa çok önemli etmenler olsa da biz bazılarını görmezden geleceğiz.

Köpekle olan ilişkimizin sağlıklı bir temel üzerinde yükselmesi için her şeyden önce ailemize yeni ve talepkâr bir üyenin katıldığını kabullenmek zorundasınız. Köpeklerin istediğimiz zamanlarda kapatma düğmeleri yoktur. Sürü hayvanı olduklarından bizi ait olduğu "bütün" olarak görmek isterler. Bu bütünde rollerin ve beklentilerin yani hiyerarşik düzenin kesin çizgilerle belirgin olması şarttır. Ailenizin bu yeni üyesine kesintisiz, düzenli ve kesinlikle tutarlı zaman ayırması gerekir. Kısaca düşlerimize ulaşmadan önce uykumuzu eğitmemiz izlenecek yoldur.

Sorunların büyük bir çoğunluğunun kaynağı da aslında ayrılması gereken zamanın bilinçsiz ve isteksizce verilmesi hatta verilmemesidir. Ayrılan zamanın kalitesi çok önemlidir. Apartmanın çevresinde bir saatlik donuk bir tur yerine yarım saatlik oyun aramızdaki bağları sağlamlaştırmada çok daha büyük bir fırsattır. Aksi takdirde köpeğiniz siz ondan uzaktayken vaktini muhtemelen ayrılığa dayanamadığından uluyarak ve özellikle stres atmak için mobilyaları kemirerek geçirecektir. Sürü hayvanı olduğuna göre yanlız kaldığında ailesini geri çağırması nahoş da olsa doğal olabileceğinden terk edilmediğini bilmesi önemlidir. Ona bahsettiğimiz kaliteli ve yol gösterici birlikteliği sağlamaz ve siz yokken kendi kendine yetmeyi öğretmezseniz köpeğiniz kendi yöntemlerini içgüdüsel olarak kendi belirleyecektir.

Köpekler kemirmekten zevk alırlar. Mutluluk hormonu diyebileceğimiz endorfinin salgılanması amacıyla terlikleriniz yerine düzenli olarak ona sağlayacağınız interaktif oyuncaklar içinde bulunduğu durumun stresini büyük ölçüde hafifletebilir. Bu oyuncaklar sert plastikten yapılmıştır ve üzerinde içine en sevdiği yiyeceklerden bir kaç parça koybileceğiniz küçük delikler vardır. Köpeğiniz gün içinde bu yiyecek parçalarını dışarı çıkarmaya uğraşarak sizsiz zamanlarda kendini meşgul edebilir.

Köpeğiniz siz ne olmasına izin verirseniz odur. Erken yaşta soyalleştirmediyseniz erişkin olduğunda yeterince tanımaya fırsat bulamadığı bazı durumlara karşı güvensiz kısaca saldırgan (çocuklar , diğer köpekler, arabalar vs) ya da temel itaat almadıysa komutlarda güvenilmez olacaktır.

Köpeğinizin fiziksel gereksinimlerinin sorumluluğunun bilincinde değilseniz sizin ve eviniz için ayrıca bir yük olacaktır. Taranmadığında düğüm düğüm ve evin her yerindeki tüyler, diş bakımı yapılmadığında dayanılmaz ağız kokusu, tırnakları kesilmediğinde oyun sırasında derinizdeki çizikler hatta kendine verebileceği zararlar ve kısırlaştırılmadığında evdeki karşıklıkların yanı sıra psikolojik değişikler köpeğinizle yaşamı sırf siz üstünüze  düşen görevleri yerine getirmemeniz ya da başta aldığınız yanlış kararlar nedeniyle dayanılmaz kılabilir.

Bir Chow Chow her gün taranmadığında, bir Shar-pei ya da Bulldog'un derisindeki kırışıklıklar dikkatle temizlenmediğinde, Rottweiler insan ve diğer hayvanlarla sıkı bir şeklide sosyalleştirilmediğinde ya da Alman Çoban Köpeği kendilerine bir görev verilmediğinde başta kendininki olmak üzere hayatınızı oldukça zorlaştırabilir. 

Sorun olarak görülen tüm bu durumlar aslında üzerine düşeni yapmayan köpek sahibinden kaynaklanmaktadır.

Kendinizle başta yaptığınız anlaşmaya uymayacaksanız köpek bakımı zordur. Onların tüylerini taramaktan, salyasından, bazen etrafı devirmelerinden, çağırdığınızda parkta arkadaşlarınından kopamamalarından hoşlanmıyorsanız köpek almayın. Yaşamımızı bir köpekle paylaşmamızın tek nedeni onların bu tür şeyler yapabilir olmasıdır. Aynı nedenlerle çocuk yapmaktan vazgeçebilir miydik?

Köpekle olan birlikteliğin ortalama 10-12 yıl sürdüğünü göz önüne alırsak sorumluluklarınızı baştan "zor" diye nitelendiriyorsanız bunları yerine getirmediğinizde olacakları en baştan yanlış değerlendiriyorsunuz demektir. 

Sorumluluklar büyük ölçüde sabır, anlayış ve tecrübe gerektirebilir. Bu da güç bir iştir; ama bu güçlük köpeğinizde neden olduğunuz problemlerin zorluk olarak yaşamınıza yansıtmanızın haklı nedeni değildir.

Pet'inizin artan ürinasyon -idrar yapma sıklığı hangi hastalıkları işaret eder ? Tehlikeli midir ?...

Kedi ve köpeklerin normalden fazla idrar yapmasının bir çok nedeni vardır. Bu duruma tıp dilinde " polyuria- poliüri " denilmektedir.

Poliürinin ortak nedenleri :

*Diabetes mellitus ( Şeker hastalığı )

*Diabetes insipidus (Şekersiz Diabet : Hipotalamus veya hipofiz bezinin anormal çalışması )

*Cushing's Hastalığı (hyperadrenocorticism )

*Pyometra (Uterusun enfeksiyonu )

*Hyperthyroidism (Troid'in aşırı çalışması )

*Karaciğer Yetmezliği

*Böbrek yetmezliği yada enfeksiyonu

*Psikojenik polidipsi (kompulsif- bastırılması güç bir duygunun etkisiyle alınan su alımı )

*Addison's  hastalığı (hypoadrenocorticism- adrenal bezin yani böbreküstü bezinin yetersizliği

*Hiperkalsemi ( Kan kalsiyum oranının yüksek olması durumu )

*Hipokalemi ( Kan potasyum oranının düşük olması )

*İlaçlar :Örn; Diüretikler Lasix (furosemide) yada kortizonlar-glucocorticoidler,örn;(prednisone)

*Yüksek tuzlu diyet ile beslenme

Yukarıda belirtilen durumların ciddiyeti sebebiyle, normalden fazla idrar yapan ve su içen kedi ve köpeğinizin muayenesi mutlaka yapılmalıdır.

Kedim hastamı...

Kediniz oyun oynayıp yemek yediği sürece hiçbir sorun yoktur. Sağlıklı bir kedi canlıdır. İştahı iyidir. Tüyleri gür ve parlaktır Bu konuda tek tasanız ona kaliteli, dengeli bir besin sağlayıp sağlamadığınız olmalıdır. Kediniz 48 saat yemek yemez ise veteriner Hekiminize danışmalısınız. Sağlığı iyi olmayan kedi durgundur. Çevresiyle ilgisizdir. Yemez, az su içer, idrarı yoğun, tüyleri donuk ve her gün çok sayıda tüy döker. Bunun yanında kusma, ishal ve iştah azalması , durgunluk, oyun oynamak istememesi, kilo kaybı, kuytu köşelere saklanma,kendini yalanarak temizlemiyorsa v.b. varsa kedinizi veteriner hekime götürmelisiniz. Ayrıca çok aşırı yeme ve aşırı su içmede hormonal nedenden kaynaklanan hastalık habercisi olabilir.

Köpeğim kansız mı ? Ne yapmalıyım ?...

Köpekler enerji dolu hayvanlardır. Ama,onların da halsiz olması, yemek saatlerinde bile uyuklaması mümkündür. Veterinere götürdüğünüzde, köpeğinizde kansızlık olduğunu söyleyebilir. Kansızlık, hayvanın kanında ki alyuvarların yeterince oksijen taşımayıp enerjisiz bırakmasıdır. Hayvanda kan kaybı, ülser, pire, parazit gibi sebepler ile ortaya çıkar.

Köpeğinizin kansızlık çektiğinde şüphelenirseniz, ağzına bakın koyu pembe ise böyle bir sorunu yok demektir. Ama eğer solgun bir renk ise gerekli önlemleri alın. Kansızlık gözlerinden de anlaşılır. Göz kapaklarını aşağı çekin ve gözünün içinin rengine bakın. Koyu pembe değil ise ve açık renk ise kansızlık vardır.

Yapılması Gerekenler :

Yavru köpeklerde pire ve parazit görülebilir ve bunlar kansızlık yapan baş nedenlerdendir. Kurtulmak için veretinerin verdiği ilaçları kullanmak ve hayvanı temiz tutmak yeterli olacaktır.

Veterinerin başka bir hastalık için vermiş olduğu ilaçlar kansızlığa sebep olabilir. Köpeğinizde ilacı kullanmaya başladığınızdan beri bir farklılık sezdi iseniz veterinerinize danışın.

Köpeğinizin demir ve B vitamini yönünden kuvvetli besinlere ihtiyacı vardır. Pişmiş ciğer kan yapan besinlerin başında gelir.

Fiziksel hareketlilik vücudun oksijen isteğini artırır. Kansızlıkta köpeğin sorunu oksijen eksikliği olduğu için hareket ettikçe halsizliği artar. Mümkün olduğunca dinlenmesini sağlayın.

Bazı mamalar suni oldukları için sindirimi güçtür. Hayvanı iyice halsiz kılacağından doğal besin tercih etmek uygun olacaktır.

Köpeklerde yaşlılıkta sık görülen sorunlar nelerdir ?...

Obezite büyük bir sağlık riskidir. Yaşlı köpeklerin hareketliliği azalmıştır. Öyleyse buna uygun olarak aldığı kalori miktarı azaltılmalıdır. Bu uygulama eklemlerine düşen basıncı azaltacak, kalp yetmezliği, böbrek ve karaciğer hastalıkları, sindirim sistemi hastalıklarına yakalanma riskini düşürecektir. Gıdasında lif oranı, yağ asitleri ve vitamin oranları artmalı sodyum, yağ ve protein oranı azaltılmalıdır.

Eklem yangıları, eklemlerde hafif tutukluktan eklem hareketsizliğine kadar değişik aralıktaki sorunlara yol açar. Egzersiz programı köpeğinizin kondisyonu kadar kas yoğunluğu ve gerginliğinin devamı için gereklidir.

Sıcak ve soğuğa dayanamama, yaşlılıkta ortaya çıkar çünkü yaşlılıkta köpeğinizin vücut ısısını kontrol eden hormonları eskisi gibi çalışmamaktadır. Yatağını ısıtıcıya daha yaklaştırın ve soğuk günlerde onu evde tutun.

Diş kaybı ve diş çürükleri, sadece çiğnemeyi zorlaştırmaz aynı zamanda bakteriyel hastalıklara ve tümörlere de hazırlayıcı etki yapar. Dişleri fırçalamak ve temiz tutmak bu riskleri en aza indirir.

Prostat büyümesi ve meme tümörleri, çoğu zaman kısırlaştırılmamış köpeklerde teşhis edilmektedir. Genel sağlık kontrollerinde prostat büyümesi ve meme tümörleri yönünden de kontrol ettirmelisiniz.

Yalnızlık endişesi, yaşlı köpeklerde daha çok görülmesinin sebebi artık köpeğiniz stresin üstesinden gelemiyor oluşudur. Saldırgan davranışlar, gürültü korkusu, artan havlamalar ve iniltiler huzursuz uyku belirtileridir. Medikal tedaviler ve davranış değiştirme yöntemleri çözümde anahtardır.

Deri ve tüy sorunları, yaşlanmak demek derinin esnekliğini yitirmesi ve daha kolay yaralanabilir hale gelmesi demektir. Tüyleri incelir ve matlaşır. Daha çok fırçalamak ve besinlerinde yağ asitlerini arttırmak çok zaman işe yarar.

Köpek hafıza sorunları; kendini, karışıklık, yönünü şaşırma ve hareketliliğinin azalması gibi belirtilerle belli eder. Tıbbi uygulamalar bu konuların bazılarının çözebilmektedir.

Kısırlaştırma kedimin karakterini olumsuz etkiler mi ?...

Kedi sahiplerinin çok çekindiği bir şey de kısırlaştırma sonrası kedisinin huyunun kötü yönde bozulacağıdır. Kısırlaştırmanın kedinin huyuna doğrudan etkisi yoktur. Tüm yumurtalıkları alınmış olan kedinin östrogen hormonu minimuma ineceğinden bu hormonun yarattığı davranış şekilleri (asabiyet, çiftleşememeye bağlı huysuzluk, aşırı hareketlilik v.b.) ortadan kalkacaktır. Yani problemsiz bir kısırlaştırma kedinizi korktuğunuzun aksine daha sakin ve sevecen bir kedi yapacaktır. Kısırlaştırma sonrası dikkat edeceğiniz en önemli konu kedinizin kilo almaya yatkın olması gerçeğidir.

Kedi ve köpeklerdeki nefes kokusunun nedeni ne olabilir?...

Kedi ve köpek sahiplerinin sık karşılaştıkları problemlerdendir. Genellikle diş ve diş eti hastalıklarından kaynaklanır. Bakteriler, salya, gıda artıkları birleşerek dişler üzerinde plaka (diş kiri, tabaka) oluşturabilir. Bu oluşumlar kötü nefes kokusunun temel nedenlerindendir. Diş ve ağız bakımı ihmal edildiğinde diş etlerinde yangı, diş taşları ve diş çürükleri  gelişebilir.

Kötü nefes kokusunun diğer nedenleri:

*Şeker Hastalığı, Böbrek hastalıkları, mide-barsak hastalıkları

* Kanser, konstipasyonlar

*Bazı viral ve bakteriyal enfeksiyonlar.

*Ağız boşluğu hastalıkları

*Solunum yolu hastalıkları

*Beslenme ile ilgili, bozuk veya bozulmaya yüz tutmuş sofra artıklarının tüketilmesi

*Diğer ağız hastalıkları, ör. Bademcik iltihapları, bağışıklık sistemi hastalıkları.

Kötü nefes kokusu yakınması çoğu zaman önemli bir hastalığın belirtisi olabilir, üzerinde durulmalı, Veteriner Hekim tarafından muayene edilmelidir. Yediği bir şeyden kaynaklanmayıp çok daha ciddi bir hastalık nedeni ile ise ilerlemeden sağaltımı mümkün olabilir.

 

Pit Bull Terrier hakkında bilimsel gerçekler ? ...

*Bazıları doğada böyle bir ırk olmadığını söylerler. Bu komik bir ifadedir. Doğada bırakın herhangi bir köpek ırkının olmasını, bir zamanlar köpek diye bir hayvan yoktu. Bütün köpekler ve dolayısıyla köpek ırkları kurtlardan türediler.

*Günümüzdeki köpek ırklarının büyük çoğunluğu insanların istedikleri özelliklere göre farklı şekillerde üretildiler. Pit Bull da değişik köpek ırklarının melezlenmesiyle elde edilmiş bir ırktır.

*İlginçtir ki, Pit Bull’un türetildiği köpek, günümüzde sakinliği ve yavaşlığı ile tanınan Bulldog’dur. Ancak Bulldog, Roma devrinden tutun 1800’lü yıllara kadar dövüşlerde kullanılan saldırgan yetiştirilmiş bir köpekti. Bull (boğa) adından da anlaşılacağı gibi, özellikle İngiltere’de boğalarla yapılan dövüşlerin vazgeçilmez köpeğiydi. Hatta, o zamanlar İngiltere’de Bulldog’larla dövüşmeden kesilen boğaların etleri fazlaca makbul bile sayılmazdı. İnsan türünün icadı bu dövüşlerde boğanın ayağa kalkması için karnına ateş tutmak veya ayaklarını bıçaklamak gibi korkunç tablolar yaşanırdı. Köpek, boğanın burnunu yakalayarak onu hareketsiz hale getirir ve aynen bugünkü Pit Bull'lar gibi kolay kolay bırakmazdı. Bulldog’lar, İngiltere’de dövüşlerin yasaklanmasından sonra ‘yapay seçilim’ yöntemleriyle, sert görünümlerine rağmen yumuşak ve sakin bir hayvan haline getirildiler (Darısı Pit Bull’ların başına...).

*O tarihlerde köpeklerle boğaların dövüşleri yasaklandı ama Bulldog’un dövüşçü karakterinden başka şekilde yararlanıldı. İngiltere’nin Staffordshire bölgesinde saldırgan Bulldog’lar daha çevik olması için çeşitli terrierlerle (oyuklara girerek avı kovalayan küçük köpekler) melezlendiler. Amerika’ya göç eden İngiliz, İrlandalı ve İskoçyalılar bu melezleri daha kilolu ve daha büyük başlı olacak şekilde ayıklayarak üretmeye ve dövüştürmeye başladılar. “Pit” adı verilen arenalarda dövüştürülen bu köpek ırkı UKC (United Kennel Club)’ye Amerikan Pit Bull Terrier adıyla kaydedildi. Ancak Pit Bull’ar, AKC (Amerikan Kennel Club)’ye kayıt edilmedikleri için köpek gösterilerine kabul edilmiyorlardı. Bunun üzerine 1972 yılında, dövüşü anımsatmayacak bir şekilde, yani “pit” adı atılarak ve kökenine bağlı kalınarak Amerikan Staffordshire Terrier adıyla AKC’ye kaydedildiler.

*Günümüzde de aralarındaki farklıklar çok az olan, hatta bazen ayrımının yapılması çok zor olan bu köpekler iki ayrı ırk olarak kabul edilmektedir. Bu arada bu köpeğin isminin basın dahil bir çok yerde yanlış kullanıldığını belirtmek isterim. Doğru isim “Pitbull Terrier” değil, “Pit Bull Terrier”dir.

SALDIRGANLIK ‘İNSAN TÜRÜ’NÜN KATKISI

Dövüş köpeği olarak üretilen ve halen dövüşlerde kullanılan bu köpek ırkının insanlarla arası nasıldır?

*Evet bir dövüş köpeği olarak üretilmiştir. Köpek dövüştürenler, köpeğin cesur, atik, kuvvetli olmalı ama insanlara saldırganlık göstermemesini isterler. Dövüş esnasında kızgın ve gözü hiçbir şey görmeyen bir köpek ufak bir arenada, yanında bulunan hakem ve rakip köpeğin sahibi için tehlikeli olmamalıdır. Bu nedenle insanlara karşı saldırgan olmayanlar Pit Bull’lar üretimde kullanılmış, en ufak saldırganlığı olan Pit Bull üretim dışı bırakılmıştı.

*Böylece insana yönelik agresyon bu köpeklerin genlerinden atılmaya çalışıldı. O halde iyi bir eğitim ve sosyalleşmeyle Pit Bulların insanlarla arası gayet iyi bir köpek olabileceği söylenebilir.

* Uluslararası köpek kulüplerinin belirttiği resmi standartlara göre, insanlarla arasının iyi olduğu belgelenmiştir. Öyle ki, Pit Bull’un ilk kaydını yapıp ırk standartlarını belirleyen UKC, bu köpeklerin insanlara, hatta yabancılara bile sıcak davranışları nedeniyle iyi bir koruma köpeği olamayacağını savunmaktadır

*Bunun yanı sıra dövüş köpeği acı ve darbelere dayanıklı olmalıdır. Bu özellikleri nedeniyle Pit Bull Terrier, çocukların yaptığı can acıtıcı hareketlere en iyi tahammül eden köpek ırkıdır. İnsanlar Pit Bull’u hep insanlara saldırgan bir ırk olarak tanıdılar. Oysa ki, ülkemizde çok sayıda beslenen “Cocker Spaniel” ırkı köpekler çok daha fazla saldırgandırlar ve dünya genelindeki kayıtlara göre ısıran köpekler listesinin başında yer alırlar. Bir çok süs köpeğinde bile ısırma hadiseleri Pit Bull’lardan çok daha fazladır. Ancak bu ısırmaların sonucu Pit Bull’larda olduğu kadar riskli değildir.

*Her türlü köpek, bilinçsiz ya da kötü amaçlı insanların elinde tehlikeli bir hale gelebilir. Ama böyle insanların elindeki Pit Bull ırkı bir köpekse, bu hayvanın gücünden dolayı tehlike daha büyüktür. Isırma sonucunda insanda derin yaralanmalara, ağır kanamalara ve kemik kırılmalarına neden olabilir...

Isırma olayları, bu ırkın genel davranış standartlarına uygun olmayıp özellikle "yetiştirme hatalarına" bağlı bireysel olgular olsa da, Pit Bull’lar gücü ve agresyona yatkınlığı göz önüne alınıp iyi şekilde yetiştirilmelidir. Bu nedenle herkesin Pit Bull beslemesi doğru değildir.

PİT BULL’LARA YÖNELİK HURAFELER ÇOK

Peki Pit Bull’ların bu kötü şöhreti nereden kaynaklanıyor peki?

*Pit bulların kötü şöhreti bu güçlerinden daha çok, haklarındaki hurafelerden kaynaklanmaktadır. “Isırdığı zaman çenesinin kilitlenmesi veya çenesinin birkaç tonluk sıkma kapasitesine sahip olması” gibi tamamen uydurma haberler bu hayvandan korkulmasına yol açmıştır (Bu iddialar tamamen uydurmadır. Bilimsel hiçbir yönü yoktur. Pit Bull’ların çeneleri diğer hemen hemen aynı yapıya sahiptir. Anatomik fark sadece ölçülerdedir. Herhangi bir kilit sistemi mevcut değildir. Isırdığı bölgeyi kolay kolay bırakmak istememesi nedeniyle kilitlenmiş bir görünüm alabilse de gerçek bir kilitlenme söz konusu değildir).

*Böyle hurafelerden hoşlanan dünya medyası diğer köpek ırklarının saldırılarına yer vermezken Pit Bull saldırılarına özel bir ilgi gösterir oldu. Bu haberlerden sonra, beklenenin aksine Pit Bull’lara ilgi arttı. Özelliklesaldırganlık arayan kişiler, imaj için bu köpeklerden edinmeye başladı. Tabi ki, bu insanlar bire yüz katarak köpeklerinin ne kadar güçlü olduklarını sağa sola yaymaya başladılar. Onları ruhsat gerektirmeyen bir silah olarak yanlarında taşıyıp daha da sert olmaları için ellerinden geleni yaptılar. Şöhreti sayesinde piyasa değeri yükselen Pit Bull’lar yine böyle insanlar tarafından çoğaltılmaya ve kendileri gibi bilinçsiz insanlara satılıp yaygınlaşmaya başladı. Tabi ki, bu olanlardan sonra daha fazla Pit Bull hadiseleri duymaya başladık.

*Son günlerde duyduğumuz saldırı haberleri yine bilinçsiz insanların ellerindeki Pit Bull’lardan kaynaklanmıştır. Medya şöhreti sever. Pit Bull şöhretlidir. Hele ki, ısırdığı kişi de şöhretli olursa medya için mükemmel bir haber ortaya çıkar. Bu günlerde Pit Bull’un gündeme oturmasının yegane sebebi de böyle bir haberdir.

*Medya Pit Bull haberlerine öylesine meraklıdır ki, Pit Bull’la alakası olmayan köpeklerin saldırılarını bile Pit Bull saldırısı”dehşeti” olarak duyurduğuna hepimiz zaman zaman tanık olmaktayız. Ne yazık ki, bu haksız şöhretten dolayı ve bilinçsiz insanların hataları nedeniyle Pit Bull’lar aile köpeği olarak yerini git gide kaybetmekte ve bu mükemmel aile köpeğibir çok ülkede değişik ölçülerde yasaklanmaktadırlar.

DÖVÜŞÇÜ DEĞİL, BARIŞÇI PIT BULL'LAR

Pit Bull'lar nasıl yetiştirilir ve bakılırsa tehlikeli olmazlar?

*Birincisi, bu köpeklerin eğitimine, sosyalleşmesine ve agresif dürtülerin pozitif yöntemlerle bastırılmasına daha fazla önem vermek gerekir. Saldırgan anne ve babalardan üretilmiş yavrular alınmamalıdır. Yavru seçiminde basit mizaç testleri yapılmalı ve kendine güvenen, korkak olmayan veya saldırgan tavırlar göstermeyen yavrular tercih edilmelidir. Alınan yavru en kısa zamanda sosyalleştirilmeli, sert oyunlar oynanmamalı, ısırgan ve agresif tavırlarına izin verilmemeli, zamanı gelince de itaat eğitimi verilmelidir. Eğitimde daha tutarlı ve bilinçli olunmalıdır.

*İkincisi, ne kadar iyi eğitilmiş olursa olsun böyle köpekler emniyetli bir şekilde muhafaza edilmeli, dolaştırılırken ağızlık takılmalı ve asla bağsız dolaştırılmamalıdır. Zaten yasalarımıza göre insanlarda tehlike oluşturacak hayvanların bağsız dolaştırılmaları yasaktır...

PIT BULL IRKI KÖPEKLERiN BARIŞÇI OLMASI MÜMKÜN

Ülkemizde Pit Bull ve benzeri köpeklerin yasal durumu nedir? Yasal bir düzenleme gerekli midir?

*Ülkemizde 2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14. Maddesine göre “Pit Bull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirmek, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek” yasaklanmıştır. Bu maddede yer alan “gibi” kavramı tehlike arz eden her köpeğe Pit Bull muamelesi yapılmasına neden olabilecek "ucu açık" bir kavramdır. Söz konusu maddeden hareketle, "Pit Bull ırkı köpekler" tamamen yasaklanıyor diye algılamamak gerekir.

*Yasa çıkmadan önce halkın elinde bulunan Pit Bull’lar sahiplerince bakılmaya devam edileceklerdir. Bunların toplanması, el konulması söz konusu değildir. Ancak, bu hayvanların kısırlaştırılıp Tarım İl/İlçe Müdürlüklerine kayıt ettirilmeleri gereklidir. Yine de, bu maddeye rağmen başı boşluk devam etmekte, Pit Bull’lar yanlış insanların elinde üretilip satılmaya ve yurt dışından getirilmeye devam edilmektedir.

*Çünkü, bu kanundan sorumlu Çevre ve Orman Bakanlığı'nda denetimleri yapacak veteriner hekim teşkilatı yoktur. İstisnalar haricinde, veteriner hekim olmayan bakanlık memurlarının yasaklanmış olan Pit Bull Terrier'leri herhangi bir yasak bulunmayan Boxer hatta Danua gibi köpeklerden ayırt etmeleri olanaksızdır. Bu konuda devreye girmesi gereken Tarım Bakanlığı'ndaki veteriner hekimlerin sayısı da gerekli denetimleri yapmaya asla yetecek düzeyde değildir.

*Bir çok belediyede de veteriner hekim bulunmamaktadır. Bu nedenlerle çıkarılan bu tarz kanunlar havada kalmaya mahkumdur. Bu maddenin esas amacı, şu an hayatta olan Pit Bull’ların yaşam sürelerini tamamlamalarını beklemek, bu arada yeni nesillerin gelişimini engellemek, yani tüm kaynaklarını kurutarak ülkede tek bir Pit Bull’un bile kalmamasını sağlamaktır.

*Bir hayvanın neslini kurutmaya yönelik bu maddenin Hayvanları Koruma Kanunu'nda yer almasının doğruluğu tartışılabilir. Medeni bir ülkeye yakışan, böylesine sevecen olduğu halde bilinçsiz insanların ellerinde tehlikeli olabilen bir köpeği yasaklamak değil, bazı ülkelerin yaptığı gibi onun iyi bir vatandaş olabileceğini kanıtlayacak mizaç testlerini yaparak sosyal ve agresyonsuz olanlara izin vermektir. Bu testler İ.Ü. Veteriner Fakültesinde ekibimizce uygulanmaktadır.

*Bakanlık tarafından talep olduğu takdirde, güvenilirliği oldukça yüksek olan bu testler sonucunda köpeklere “gezdirilebilir", "gezdirilemez", "önlemler alındığı takdirde bakılabilir" ya da "hiçbir suretle bakılamaz” tarzında raporlar verilebilmektedir. Saldırıları önlemenin tek yolu tehlike arz eden köpeklere bu testin zorunlu hale getirilmesidir.

*Söz konusu maddede, “Pit Bull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanlar” denildiğine göre bazı Avrupa ülkeleri tarafından tehlikeli olarak ilan edilen şu köpek ırklarının da yasaklanmaya aday olduğunu söyleyebiliriz:

 Alano, Airedale Terrier, Akita İnu, Alaska malamute, Alman Çoban Köpeği, Amerikan Staffordshire Terrier, Belçika Sığır Köpeği, Belçika Çoban Köpeği, Bergamosco, Boxer, Brasilerio, Briard, Bullmastif, Bull Terrier, Cane Corso, Chow Chow, Danua, Dev Schnauzer, Doberman Pincher, Dogue de Bordeaux, Dogo Argentina, Dogo Canario, Fila İspanyol Mastifi, Husky, Majorero, İngiliz Mastif, İsviçre Dağ Köpeği, Kafkas Çoban Köpeği, Komondor, Meramma, Neapolitan Mastif, Pastor Mallorquin, Pator de Beauce, Pirene Dağ Köpeği, Presa Mallorquin, Rottweiler, Samoyed, Siyah Rus Terrieri, Staffordshire Bull Terrier, St.Bernard, Tibet Mastifi ve Vasco.

*Hayvanları Koruma Yasası'na göre, saydığımız bu ırklar tehlikeli olarak ilan edilip yasaklanabilir. Bakanlık, yasaya dayandırdığı bu kararıyla insanların ısırılma olaylarını azaltabilir. Kendince haklıdır. Ama bu hayvanlarla beraber yaşamayı öğrenmek daha doğru değil midir? Aslında bu köpekleri yetiştiren insanları testten geçirmek gerekmez mi? Bakanlık, insanları kontrol edemediğinden köpeklere yasak getirmeyi daha kolay bir yol olarak benimseyecek ve bu yola gidecektir. Ama bunun sonu yoktur. Köpek ırklarını yasaklamak uygun bir çözüm olamaz. Bir ırkı tamamen yasaklamak akılcı ve ahlaki değildir.

*Çünkü kesin olarak bildiğimiz bir şey var: Bu hayvanlar bilinçli sahiplerin elinde mükemmel oluyorlar. Bunu bir testle onayladıktan sonra, köpeği yasaklamanın hiçbir gerekçesi kalmıyor. Yasaklamak yerine bu hayvanların kayıtları sağlıklı bir şekilde tutulmalı, kayıtsız köpek saptandığında ağır yaptırımlar getirilmelidir. Ayrıca bu tür ırkları beslemesine izin verilecek kişilerde aranacak özellikler yönetmeliklerce belirlenmelidir.

*Yukarıda bahsettiğimiz mizaç testleri bu ırklar için zorunlu hale getirilmeli, sadece onay verilen hayvanlar beslenebilmelidir. Bu konuda Almanya’daki uygulamayı örnek alabiliriz. Eyaletlere göre bazı değişiklikler olmakla beraber, bu ülkede tehlike arz eden köpekler iki katagoriye ayrılmışlardır:

*Birinci kategorideki köpekler için mutlaka yetkili olan resmi makamlardan izin alınması gerekmektedir. Bu izin herkese verilmez. Yasaya göre, bu izin için müracaatta bulunan kişinin, bu köpeklere karşı ilgisini haklı çıkaracak bir nedeni olmalı ve köpeği iyi muhafaza edeceğinden emin olunmalıdır.

*Bu kategoride bulunan köpek ırkları şunlardır: Amerikan Pit-Bull, Bandog, Amerikan Staffordshire Terrier, Rhodesian Ridgeback, Staffordshire Bullterrier, Tosa-Inu...

*İkinci kategorideki köpekler için de izin alınması gerekir. Ancak, üniversite gibi yetkili bir kurum tarafından yapılan mizaç testini geçtiğine dair belge alındığı takdirde ikinci bir izne gerek kalmaz. Bu kategoride 11 köpek ırkı vardır: Alano, American Bulldog, Bullmastiff, Bullterrier, Cane Corso, Dogo Argentino, Dogue de Bordeaux, Fila Brasileiro Mastiff, Mastin Espanol, Mastino Napoletano, Perro de Presa Canario (Dogo Canario), Perro de Presa Mallorquin, Rottweiler

HAYVAN KORUMACILARIN ALMASI GEREKEN TUTUM

Pit Bull’lar "yasaklanmalı mı", "yok mu" edilmeli? Hayvan koruma açısından nasıl değerlendirirsiniz?

*Hayvan korumacılar, “bu hayvanlar gelişmiş ülkelerde bile yok ediliyor o halde bizde de yok edilmelidir” diyen bir görüşe kesinlikle itibar etmemelidirler. Gelişmiş denilen bu ülkelerde bildiğiniz gibi sokakta bile köpek görmeye asla tahammül edilmez ve her yıl, her ırktan milyonlarca köpek sudan bahanelerle öldürülür. Pit Bull gibi zor hayvanların oralarda yaşama imkanı hiç olamaz.

*Pit Bull’un bu kötü şöhreti kazanmasına sebep olan onu kötü amaçlı kullanan "insan türü"dür. Bence, en fazla haksızlığa uğramış köpek ırkı olan Pit Bull’lara hayvan dostları sahip çıkmalı, onu yasaklanmasını desteklemek yerine, sakin ve zararsız oldukları belgelenebilen Pit Bull’ların da yaşam hakkı olduğunu savunmalıdır. Şüphesiz, yanlış insanların sadece Pit Bull değil, herhangi bir köpeğe bile bakmasına seyirci kalınmamalıdır.

*Sonuç olarak, bu güzel köpeğin bizlerle beraber mutlu bir şekilde yaşaması için, yapılacak şey, doğru ellerde, sakin mizaçlı olanların üretimde kullanılmasıyla, dövüşçü değil, barışçı Pit Bull nesillerinin elde edilmesidir. Bu da, köpeğin neslini yok etmekle değil, köpeğe bakan kişilere yukarda söz ettiğimiz sınırlamaları getirmekle başarılabilir.

Prof. Dr.Tamer Dodurka

Köpek sahiplenmek istiyorum. Nelere dikkat etmeliyim ?...

*Evinize evcil hayvan almaya karar vermeden önce, eve gelecek yeni bir canlının getireceği sorumluluklara hazır olup olmadığınızı iyice düşünmeniz gerekir. Evinize gelen köpek sizinle beraber yaşayacağı için sorumluluklarını iyi bilmeniz ve ona ayırabilecek bütcenizin ve vaktinizin olması gerekir. Örneğin köpekler sabah ve akşamları ihtiyaçları için dışarı çıkarılmalı, uzun tüyleri fırçalanmalı, 20 günde bir banyo yaptırılmalı ve veteriner hekim kontrolünde olmalı.

*Ailenizdeki herkes eve köpek alınması konusunda hem fikir mi? Sorumlulukları sizinle paylaşacaklar mı? Çünkü köpekler kendilerine yöneltilen duyguları bizlerden çok daha fazla güçlü algılamaktadırlar.

*Yavru köpekler ilk 4 – 6 haftalık gelişim süreci sonunda annesinden ayrı yaşayabilecek duruma gelir. Yeni arkadaşınızla tanışmanız genellikle bu dönem sonunda olur. Bu tanışma barınaklarda, sokaklarda, pet-shoplarda, köpek yetiştirme çiftliklerinde ya da annenin yanında gerçekleşir. Bu yeni arkadaşlığın uzun sürecek mutlu ve eğlenceli bir dostluğa dönüşmesinin ilk şartı, hayat şeklinize en iyi uyum sağlayacak yavruyu seçmek olacaktır.

*Küçük, orta veya büyük? Uzun tüylü ya da kısa? Tembel ya da oyuncu? Bunlar seçeneklerinizin sadece küçük bir kısmı. Bu yüzden köpek seçimi aklınızı karıştırabilir. Ama biraz dikkat ve araştırmayla size en uygun köpeğe sahip olabilirsiniz.

*Bu noktada cevaplandırmanız gereken en önemli soru “Nerede yaşıyorsunuz ve köpeğiniz için sağlayabileceğiniz olanaklar nelerdir?” olacaktır.

*Büyük ve bahçeli bir evde kalıyorsanız aktif ve koruyucu bir ırk sizin için daha uygun olacaktır.

*Küçük bir apartman dairesinde yaşıyorsanız ve gerekli egzersizleri yapması için ona ayıracak yeterli zamana sahip değilseniz, büyük ırk bir köpek sizin için doğru bir seçim olmayacaktır. O da bu yaşama uyum sağlayamayacaktır. Bu noktada en iyi seçenek ufak mekânlarda yaşayabilen ve fazla egzersize ihtiyaç duymayan küçük bir ırk olacaktır. Unutmayın ki büyük ırklar, küçük ırklara göre daha fazla egzersize ihtiyaç duyarlar. Ayrıca apartman dairesinde yaşıyorsanız, havlama ve gürültü çıkarma olasılıklarını da değerlendirmeniz gerekecektir. Apartman dairesinde oturanlar, diğer apartman sakinlerine evlerinde evcil hayvan beslemek istediklerini bildirmek zorundadırlar.

*Alacağınız köpeğin bölgeniz iklim koşullarına uygun olup olmadığını araştırın.

*Ufak bir çocuğunuz varsa, onunla iyi iletişim kurabilecek bir ırkı tercih etmelisiniz.

*Bazı ırklar ev hayatını daha çok severler. Ancak siz gezmeyi seven özgür ruhlu biriyseniz, seçiminizi böyle bir ırktan yana kullanmanız yanlış olacaktır.

*Uzun tüylü bir ırkın taranması için daha fazla zamana gereksiniminiz olacaktır. Uzun tüylü ırkların kısa tüylü ırklara göre daha fazla tüy dökeceği unutulmamalıdır.

*Doğru ve özenli bir bakım ve de eğitimle bir sokak köpeğinden de çok iyi sonuçlar alabilirsiniz.

*Köpek alma kararını ailenin tüm bireyleri ile ortak karar vererek almalısınız.

*Bunlar köpeğinizi seçerken düşünmeniz ve değerlendirmeniz gerekenlerin sadece küçük bir kısmı. Doğru cevaplar ve doğru seçim için mutlaka veteriner hekiminizle konuşun. Köpek sahibi arkadaşlarınızdan fikir alın.

*Uzmanlar bazı köpek davranış bozukluklarının, seçilen köpeğin özelliklerinin bilinmemesi ve beklentilerinin karşılanamaması sonucunda, köpeğe yapılan yanlış tutumdan kaynaklandığını vurgulamaktadır.

*Bu yüzden yaşam tarzınıza ve karakterinize en uygun köpeği seçmek, yaşamınızı daha zevkli hale getirecektir.

*Eğer yukarıdaki ve benzeri sorular sizleri hayvan edinme sorumluluğundan vazgeçirmemişse güvendiğiniz bir veteriner hekimden yardım alabilirsiniz. Yine de alırken hareketliliğine, oyunculuğuna, kıllarının temizliğine, göz ve burun akıntısının olmamasına, ishal-kusma gibi belirtilere, annesinden çok erken ayrılmamış olmasına, bir aylıktan büyük olmasına ve aşı karnesinde yapılan ilaç ve aşı gibi uygulamaların bir veteriner hekim tarafından uygulandığını gösteren imza ve kaşenin bulunmasına mutlaka dikkat ediniz.

Köpeğime pirelerin verdiği zararlar nelerdir...

*Pireler kan ile beslenen asalak böceklerdir.Pireler sıcak havalarda ortaya çıkar ama ev içinde yaşayan hayvanlarda ve kapalı mekanlarda tüm yıl boyunca görünebilirler.

*Pireler d.caninum adlı şeritin ara konakçısıdır.Bu şekilde enfekte köpekler dışkıyla çevreye halkaları yayarlar. Halkalar içerisindeki yumurtalar pire tarafından yutularak burada larva formu gelişir. Şerit larvasını taşıyan ergin pire, köpek tarafından çiğneyerek yutulursa, larvalar gelişmelerini tamamlayarak konakçının bağırsağında şerit haline dönüşür.

*Bu bakımdan pire teşhis edilen köpeklere, koruyucu amaçla parazit tedavileri mutlaka uygulanmalıdır.

*Pireler ısırdıkları noktada lokal tahrişe, deri hastalıklarına (pire ısırığı dermatitisi) ve sistemik karakterde allerjik reaksiyonlara (pire alerjisi dermatitisi) yol açarlar. Isırık dermatisisleri özellikle karında,bacak içlerinde ve kuyruk altında,ısırma ve kaşınmadan kaynaklanan kızarıklık, kabarcık oluşumuna neden olur.

*Küçük köpek ırklarında veya yavru hayvanlarda yoğun pire enfeksiyonu şiddetli kan kaybına, anemiye hatta ölüme yol açar.

Aşılar allerji yapar mı ?...

Aşılarda bütün ilaçlar gibi nadirende olsa allerji yapabilir. Allerji 10 - 15 dakika veya 1 - 2 saat sonra kızarıklık, titreme, yüz ve göz çevrelerinde ödem v.s. gibi belirtilerle ortaya çıkar. Müdahele edildiğinde kısa sürede belirtiler kaybolur ve hasta normal yaşama döner. Nadir de olsa bazı hastalarda belirtilerin kaybolması zaman alabilir.

Kedilerin davranışlarından ne demek istediğini anlarmıyız ?...

*Dil aslında iletişimin diğer adıdır. Bu yönü ile çıkarılan sesler, beden hareketleri, bakışlar ve genel davranış da iletişimin ayrılmaz bir parçasıdır. Kedi dili bütün bunları fazlasıyla içerir.

*Kedi dili, dünyanın en eski dilleri arasında olsa gerek. Kediler dünya yüzünde varolduklarından beri pekala da çevreleri ile konuşmaktadırlar. (Hatta bazı kedilerin kendi kendilerine de konuştukları rivayet olunur. )

*Kediniz çıkardığı seslerle, beden hareketleriyle, bakışlarıyla ve genel davranışlarıyla sizinle ve çevresiyle aslında sürekli bir iletişim halindedir. Birçok kedi dostu, kedisi ile özel bir dil yaratmıştır. Bu tıpkı iki sevgili arasındaki özel dile benzer. O sizin hareketinizden, siz onun hareketinden fazla söze gerek kalmaksızın birbirinizi anlarsınız.

*Kedi dili sevgi, ilgi ve gözlemle oluşur, keşfedilir. İşin ilginç yanı, kediler aynı evde yaşadıkları aile üyelerine de farklı davranışlar gösterirler. Evin sahibinin kim olduğunu merak ediyorsanız, evin kedisini izleyebilirisiniz. Kimin söylediklerini daha ciddiye alıyorsa evin sahibi büyük bir ihtimalle o kişidir. Kediler bedenlerinin 5 değişik bölgesi aracılığıyla konuşurlar ; "kuyruk hareketleri", "kulak hareketleri", "bıyık hareketleri", "pati hareketleri", "tüy hareketleri" ve "vücut hareketleri".

*Bundan yaklaşık 50 yıl önce Amerikalı psikolog Mildred Moelke kedilerin 16 değişik ses çıkardığını keşfetti ve bu seslerin aslında üç grup altında toplandığını belirledi ;

1. Grup Sesler :

Ağız kapalı iken çıkarılan hafif yükseklikteki sesler (mırıldanmalar)

2. Grup Sesler :

Ağız açıkken başlayıp kapanma ile sona eren orta yükseklikteki sesler

3. Grup Sesler :

Ağız açıkken çıkarılan yüksek tonlu sesler

1. grup seslerden 3. grup seslere geçiş, mutluluktan mutsuzluğa ya da istenmeyen bir duruma geçiş anlamındadır. Kediler, sesleri ve hareketlerini birleştirerek size sayısız cümleler kurarlar. İşte bunlardan bazıları ;

Size karnını gösteriyorsa;

Kesinlikle kendini tam bir güven içinde hissetmektedir. Size ve ortama olan güveni sonsuzdur. Keyfi yerindedir. "Sana güveniyorum."

Fare yürüyüşüne geçmişse ;

Ortamda tekin olmayan bir şeyler vardır. Korku söz konusudur. Güvenli bir ortamda değildir. "Ters giden bir şeyler var."

Karanlık yerlere çekiliyorsa;

Keyfi yerinde değildir. Kuvvetle ihtimal önemli bir hastalık söz konusudur. Yorgun ve mutsuzdur. Mutlaka gözetim altında tutulmalı, gerekirse veterinere götürülmelidir."Kimseyi görmek istemiyorum."

Ayağı ile yemeğini kapatmaya çalışıyorsa ;

Yediği yemek hoşuna gitmiştir. Bir parçayı da ilerisi için saklamak ister. "Biraz da yarına kalsın."

Pencereden dışarı bakıp uzun uzun miyavlıyorsa ;

Yalnızlık canına tak etmiştir. Oyun oynamak, sosyalleşmek, arkadaş edinmek istiyordur."Ah ah çok yalnızım, çoook."

Kulaklarını geriye çekmişse ;

Korkmuş ya da kızmıştır. İstenmeyen bir şeyi yaptığının farkına varmıştır ya da bir düşman ile karşı karşıyadır. Gelecek tehlikeyi keşfetmeye çalışıyordur."Kahretsin ne'olacak şimdi?"

Yere yüzünü yaklaştırıp öksürüyorsa ;

Muhtemelen yuttuğu kedi tüyleri topak olmuş ve nefes almasını zorlaştırıyordur."Ah içim dışım tüy oldu."

Kuyruğunu bacaklarının arasına almışsa ;

Tehlikeli bir durum ile karşı karşıyadır. Korkuyordur. Acilen güvenli bir yer aramaktadır. "İmdat tehlikedeyim. Yok mu beni kurtaracak biri?"

Aniden kakasını yaparsa ;

Çok korkmuştur. Kakasını kaçıracak kadar çok korkmuştur. İleride kakasını bıraktığı bu yerin anısını yine kakasının kokusunu alarak hatırlayacaktır. "Vay başıma gelenler."

Hızlı hızlı kuyruğunu sallıyorsa ;

Yatmış iken kuyruğunu sallıyorsa kızgınlık anlamındadır. Oturmuş bir şekilde iken sallıyorsa sinirlerini bozan bir durumla karşı karşıyadır. Saldırı öncesinde uyarıda bulunmaktadır. "Birazdan canına okuyacağım."

Kuyruğunu bacağınıza sarıyorsa ;

Mutludur ve sizi görmüş olmaktan memnunluk duymaktadır."Hoşgeldin.Günün nasıl geçti?"

Yemek yemiyorsa ;

Hastalık belirtisidir. Veterinere götürülmelidir. "Hiç canım çekmiyor."

Burnu kurumuşsa ;

Hastalık ya da ateş belirtisidir. Veterinere götürülmelidir. "Ateşimi ölçer misin?"

Tüyleri diken diken olmuşsa ;

Kızgındır ve saldırıya geçmek için bedeni tam hazırlık halindedir. Kırmızı alarma geçmiştir. Olacakları kimse kestiremez. "Eee yeter artık."

Gözlerini hafif hafif kapatıyorsa ;

Size selam veriyordur. Muhtemelen yatmış vaziyettedir. Sakin ve keyiflidir veya biraz yorgun ve keyifisizdir ama sizinle olmaktan mutluluk duymaktadır. İç çekmeye benzer bir ruh hali içindedir. "Merhaba. Yine biz bize kaldık, değil mi."

Ağzında bir şey tutarak size gelmişse ;

Başarılı bir av dönüşündedir ve avını size hediye etmek istemektedir. Başarısı için övgü beklemektedir. "Bak sana ne aldım?"

Uyurken bıyıklarını ve ağzını hareket ettiriyorsa ;

Rüya görüyordur. Tatlı bir kedinin peşinde ya da çimlerde kelebek kovalamaktadır. "Ahh ne güzel. Şimdi seni yakaladım."

Tuvaletini yaparken miyavlıyorsa ;

Canı yanıyordur. Kabız olabilir ya da barsak kurtları ile başı derttedir. Veterinerin görmesi gerekir. "Ahh canım yanıyor."

Tostoparlak olarak duruyorsa ;

Bir şeyler bekliyordur (muhtemelen yiyecek) ve beklemekten yorulmuştur. "Öff. Daha ne kadar beni bekleteceksin?"

Oyun oynarken elinizi ısırıyorsa ;

Dişleri kaşınıyordur. Ya da dişleri için egzersiz yapması gerekmektedir. Kedi oyuncağı istemektedir. "Dişlerimi fırçalıyorum."

Halının üzerine patilerini açarak yan yatmışsa ;

Sevilmek istiyordur. Keyfi yerindedir ve ilgi odağı olmayı beklemektedir.  "Hadi bakalım gel ve beni ne kadar sevdiğini göster."

Bir başka kedi ile burun buruna tokalaşıyorsa ;

Tanışma safhasındadır. Muhtemelen dost olma eğilimindedir. "Merhaba, tanıştığımıza memnun oldum."

Saksı çiçeklerine göz açtırmıyorsa ;

Kedi otuna ihtiyaç duymaktadır. Tüy topaklarını çıkarmak ve ihtiyaç duyduğu vitaminler için sebze yeme zamanı gelmiştir. "Beni de vejeteryan yaptınız ya helal olsun size."

Tuvaleti yerine başka yerlere tuvaletini yapıyorsa ;

Tuvaleti ya kirlidir ya da tuvaletinin yerini beğenmemiştir. "Sana tuvaletimi temizlemen gerektiğini söylemiştim."

Mobilyaların kenarına kafasını sürtüyorsa ;

Keyfi yerindedir. Evi ve kafasını sürdüğü mobilyaları sahiplenmiştir. Hatta biraz sevilmeye de hazırdır. "Evim evim güzel evim."

Evinizin çeşitli yerlerine sidik bırakıyorsa ;

Egemenlik alanını belirlemektedir. Muhtemelen egemenlik haklarını ihlal edebilecek rakipler söz konusudur. "Herkesin haberi olsun, burası yalnızca bana aittir."

Dişi kediniz poposunu yukarı kaldırıyorsa ;

Çiftleşmek istiyordur. "Şimdi aşk zamanıdır."

Gözlerini dikip bir şeyleri izliyorsa ;

Bilgi topluyordur. Durumu çözümleyerek bir sonraki aksiyonu için veri derlemektedir. "Hımmm çok ilginç."  

 

Petlerin yurt dışı çıkış işlemleri nasıl yapılır....

*Avrupa Birliği ülkelerine seyahat edecek dostlarınız için gerekli işlemler;

*Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyinin 26.05.2003 tarihli 998/2003 sayılı düzenlemesiyle pet hayvanlarının ticari olmayan hareketlerine sınırlama getirilmiştir.Bu düzenlemeleri kabul eden ülkelere yapacağınız seyahatlerde dostlarınızla ilgili yapılacak işlemler aşağıda sırasıyla belirtilmiştir.

*Pet mikroçip ile kimliklendirilmiş olmalıdır.

*Kuduz aşısı yapılmış olmalıdır.

*Tüm aşıların yapılmış olduğunu belirten,kimlik ve mikroçip bilgilerinin bulunduğu karnesi olmalıdır.

*Kuduz titrasyon testi yaptırılmalıdır.

*Kuduz titrasyon testi için petiniziden alınacak olan kan örneği Avrupa Komisyonu tarafından yetkilendirilmiş olan Türkiye'deki tek laboratuar olan Ankara Etlik Merkez Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne gönderilecektir.Bu işlemlerde en az bir ay önce petiniz aşılanmış olmalıdır. Kan örneği , kanı alan veteriner hekiminiz tarafından hazırlanacak olan diğer belgelerle Enstitüye gönderilir. Sonuç 2 hafta içinde gönderilmektedir.

*Bu test AB tarafından yapılması zorunlu ilan edilen bir uygulamadır.AB üye ülkelerine giriş yapacak pet hayvanları ülkelerinden hareket etmelerinden en geç 3 ay öncesine kadar antikor titrelerini belgelendirmelidirler.

*Veteriner Hekimiz tarafından Sağlık Sertifikası hazırlanmalıdır.

*Bağlı olduğunuz Belediye Veteriner İşleri Müdürlüğünden " Menşei Şahadetnamesi" almanız gerekmektedir.

*Bu belgeleri tamamladıktan sonra Tarım İlçe- İl Müdürlüğü'ne başvurularak Uluslararası Sağlık Sertifikası alınır.

*Yurt içi uçak seyahatlerinizde her havayolunun kendi prosedürü vardır. Belirli kilodaki hayvanlarınızı kabin içinde taşıyabildiğiniz gibi kilo sınırını aşan petleriniz özel kargo bölümünde taşınmaktadır.

*Yine yurt içi seyahatlerinizde de petinizin kuduz hastalığına karşı aşılanmış olduğuna dair karneniz yanınızda olmalıdır.

*Yolculuklarda strese giren ve rahatsız olan petlerinize sağlık açısından bir sakıncası yoksa sakinleştirici ürünler Veteriner Hekiminizin tavsiye ettiği şekilde uygulanabilmektedir. Bu tarz ilaçların uygulanmasında Veteriner Hekiminizin belirlediği uygulama yolu ve dozajını asla değiştirmemelisiniz.

Köpek beslenmesinde sık sık sorulanlar...

Köpeğim neden dengeli beslenmeli?

*Köpekler sağlıklı yaşamak için en az 39 çeşit besin maddesine ihtiyaç duyarlar. Bu besinler amino asit, yağ, vitamin ve mineral içerir. Besinler köpekler tarafından kabul edilebilir olmalıdır. Bu besin maddelerini içeren mamalar köpekler tarafından yenibilmesi için lezzetli olmalıdır. Son olarak; en önemli besin maddesinin “su” olduğunu unutmayalım. Köpekler için daima temiz su bulundurulmalıdır.

Proteinler köpek beslenmesinde ne kadar önemlidir? Bazı proteinler diğerlerinden daha mı iyidir?

*Proteinler amino asitler tarafından oluşturulur ve bu amino asitler de kas, tüy, der, ve enzimlerin oluşumunda rol oynarlar. Öyleki proteinler amino asitlerin tek kaynağıdır. Genellikle yumurtadaki protein en iyi olarak söylenir. Hayvansal proteinler genelde bitkisel proteinlerden daha iyidir. Birçok yiyecek yeterli seviyede amino asit üretebilmek için dengeli miktarda hayvansal ve bitkisel protein ihtiva eder.

Karbonhidratlar köpeğin beslenmesinde ne kadar önemlidir? Bazı karbonhidratlar diğerlerinden daha mı iyidir?

*Karbonhidratlar genellikle mısır , pirinç, buğday, arpa, yulaf gibi bitkisel gıdalarda bulunur. Tam olarak çok gerekli olmasa da karbonhidratlar genellikle köpek mamalarında mevcuttur çünkü karbonhidrat enerjinin temel kaynağıdır. Fakat unutmamak gerekirlidirki Köpeklerin sindirim sistemi tahılları sindirmek için uygun değildir.

Yağlar köpek beslenmesinde ne kadar önemlidir? Bazı yağlar diğerlerinden daha mı iyidir?

*Yağlar köpek beslenmesinde 3 önemli rol oynar. İlk olarak, enerji sağlarlar. İki, besinlerin daha lezzetli olmasını sağlar ve çabuk çürümelerini önler. Son olarak; Daha sağlıklı tüyler ve deri için yağ asitleri içerirler.

Bütün köpek mamaları köpeğin ihtiyacı olan tüm vitamin ve mineralleri içerir mi?

*Köpek mamalarındaki tüm vitamin ve mineraller mamanın üzerindeki etikette yazılıdır. Bunun için etiketteki besin değerlerini dikkatlice kontrol etmeniz gerekir.

Köpeğime vitamin ve mineral takviyesi yapmalımıyım?

*Eğer köpeğinizi dengeli vitamin ve minarel içeren köpek maması ile besliyorsanız bu gereksizdir. Hatta zararlı bile olabilir. Fakat bazı hastalık, stres veya tıbbi durumlarda veteriner tavsiyesi ile alınabilir.

Köpeğimi ne kadar beslemeliyim?

*En iyi besleme yöntemi köpek mamalarında yazılı olan miktarlardır. Besleme miktarı köpeğin yaşına, kilosuna ve aktivite durumuna göre değişiklik gösterir. En iyi yöntem köpeğinizi düzenli olarak tartarak kilo aldığında miktarı düşürmek, kilo kaybında ise miktarı arttırmaktır.

Köpeğimi ne kadar sıklıkla beslemeliyim?

*Genç, büyüyen yavru köpekler günde iki yada üç defa beslenmelidir; çok küçük yavruları günde üç defa , genç yavruları ise iki defa besleyiniz. Yetişkin köpekler sahibinin isteğine göre günde bir yada iki defa beslenebilir. Şişman köpeklerin yemek dilenmelerini önlemek için günde iki defa beslenmesi yararlı olur.

Normal insan yemekleri ve yemek artıkları köpekler için yaralımıdır?

*Bir parça patlamış mısır köpeğinizi incitmezken yemek artıkları 3 nedenden dolayı tavsiye edilmez;

* Normal yemek ve Yemek artıkları köpeğinizin ihtiyacı olan besin maddelerinden daha fazlasını içerir.

* Köpeğiniz her zaman her yemeği yiyebileceğini ve sizin de onun yemeğini yiyebileceğinizi varsayar.

* Normal yemek ve Yemek artıkları köpeğinizin sizden yemek dilenmesine sebep olur.

Kuru mama konseve mamadan daha mı iyidir?

*Yeterli miktarda vitamin ve mineral içeren her çeşit köpek maması tavsiye edilir. Kuru mamalar konservelere göre daha ucuzdur ve aynı zamanda dişlerinin temiz kalmasına da yardımcı olur.

Köpeğim sadece konserve mama seviyor.Sadece koserve mama ile beslemem sakıncalı mı?

*Eğer konserve mama tüm vitamin ve minarelleri içeriyor ise bunda bir sakınca yoktur. Eğer sadece konserve mama ile besleniyorsa ayrıca diş temizleme kemiklerinden almanız yada düzenli olarak dişlerini fırçalamanız gerekir.

Veterinerim köpeğimi “ödül” mamalarıyla beslememi tavsiye etti. Niçin bu mama daha iyi?

*Ödül mamaları tipik olarak normal mamalardan daha kaliteli ve zengin muhteviyata sahiptir. Bu demektir ki ödül mamaları daha çok protein, daha çok vitamin ve mineral içerir. Böylelikle normal mamalardan daha az miktarda ödül maması yeterli vitamin ve minerali almasında yeterli olur. Ayrıca ödül mamaları daha çok doğal madde içerdiğinden daha sağlıklıdır. Ödül mamaları birde karbonhidrat içeren pirinç gibi besinler içerdiğinden köpekler tarafından daha kolay sindirilirler.

Bazı insanlar tüm gün boyunca köpekleri için mama bulunduruyorlar. Bu iyi midir? Böylece çok fazla mama yemezler mi?

*Kuru mamalar tüm gün boyunca köpeğiniz fazla yemediği sürece tabağında kalabilir. Eğer köpeğiniz aşırı kilolu ise onu günde bir yada iki defa beslemeniz daha iyi olacaktır.

Köpeğimin mamasını değiştirmeye korkuyorum. Hasta olur mu?

*Köpeğiniz belirli bir mamaya alıştığı zaman onun sistemi bir denge kurmuş olur. Çok ani mama değişimleri onun sistemini bozabilir. Bunun için aşamalı değişim tavsiye edilir. Aşağıda yazıldığı kadar yeni maması ve eski mamasını 10 gün boyunca belirli miktarlarda karıştırarak veriniz.

    Yeni Mama-  Eski Mama

1.-3. Gün %25 - %75
4.-6. Gün %50- %50
7.-9. Gün %75 -%25
10. Gün %100

Köpeğim artık yemek yemiyor. Neden?

*Bunun birçok nedeni olabileceği gibi birgün boyunca birşey yememesi normal sayılabilir. Eğer iki gün boyunca birşey yemez ise derhal veterinere götürüp iyi olduğundan emin olumanız gerekebilir. Köpekler yeni bir yere gittiğinde yada yeni bir tas ile beslediğinizde yemeyebilirler. Bazen havalar çok sıcak olduğunda yemek yemek istemeyebilirler. Son olarak; köpeğinizin yemediğinden iyice emin olun, başka bir yerde birşeyler yemiş olabilir.

Köpeğime vermemem gerekenler nelerdir?

*İlk sırada “çikolata” yer alır. Çikolatada “theobromine” diye adlandırılan bir çeşit zehir vardır. Köpeğinize kesinlikle çikolata vermeyin. Ayrıcaköpeğinizi asla soğan ile beslemeyin. Çok miktardaki soğan kırmızı kan hüzrelerini tahrip ederek kan kanseri oluşturabilir. Çiğ et ile beslemeniz de tavsiye edilmez çünkü çiğ ette bakteri ve parazitler mevcuttur. Yumuşak ve sivri kemikleri vermeyiniz. Son olarak bazı kişiler tüylerinin daha parlak görünmesi için çok miktarda yağ ile besliyorlar. Bu yanlıştır. Onun yerine dengeli beslenmeli gerekir.

Suni mamalar yada kemikler köpeğim için iyi midir?

*Piyasada bir çok zengin vitamin ve mineral içeren suni mamalar ve kemikler mevcuttur. Suni mamaları kullanırken %10 kuralını unutmamanız gerekir. Suni mama ve kemiklerin köpeğin tüm beslenmesinin %10`unu geçmesine asla izin vermeyin. Ayrıca bilindiği gibi mama değişimi köpeğin sistemini bozabilir. Bir de eğer çok fazla suni yiyecek verdiyseniz bu çok fazla kalori demektir. Bu yüzden normal beslenmesini biraz kısabilirsiniz.

Köpek maması ne kadar dayanır? Mamanın hala iyi olduğunu nasıl anlayabilirim?

*Çoğu köpek mamaları uzun raf ömrüne sahiptir ve birçok üretici son kullanma tarihlerini mama paketlerine yazarlar. Genel olarak kuru mamalar üretim tarihinden itibaren 1 yıl dayanırlar. Buna karşılık konserve mamaların dayanma süreleri 2 yıldır. Kuru mama bozulduğu zaman kötü kokmaya ve köpeğiniz yememeye başlar. Konserve mama açıldıktan sonra bir kaç saat içersinde tüketilmesi gerekir yoksa bozulabilir.

Yazar: İrfan İmer

Köpeklerde banyo ve bakım...

*Köpeklerin doğumdan sonra mümkün olduğunca yıkanmaması tavsiye edilir. Bunun nedeni, özellikle aşılama periyoduna giren (7 haftalık) hayvanların hastalandırılarak vücut direncinin düşmesini, ayrıca vücudun korunma sistemlerinin zarar görmesini önlemektir. Yapılan aşıların aktif koruma sağlayabilmesi için hayvanın sağlıklı olması çok önemlidir. Ayrıca hastalandıkları zaman yapılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar ister istemez vücudun korunma sistemlerini olumsuz yönde etkileyeceğinden, bu dönemi ilaç kullanmadan geçirmesi ileri ki yaşları için çok önemlidir.

*Ancak çok kirlenen, el, ağız çevresi, anüs gibi bölgelerini uygun ısı ortamında ıslak bir bezle temizleyebilir veya yıkayabilirsiniz. Bunun dışında genel temizlik amacıyla kuru şampuan kullanmakta bir sakınca yoktur. Ancak fazla miktarda döktüğünüzde burnuna kaçabilir ve hapşırma yapabilir.

*Normal banyo olayı tüm aşılamalar bittikten ve hekiminizin uygun göreceği zamanda yapılmalıdır. Banyoda insan şampuanları kullanılması tavsiye edilmez.Çünkü  köpeklerde deri ve deri altı dokular insanlarınkinden farklıdır. Bu nedenle insanlar için uygun olan şampuanlardan etkilenir ve orantılı olarak tüy yapısını da etkiler. Buda köpeğinizin fazla miktarda tüy dökmesine neden olur.

*Köpeklerin cilt dokusu, insanlarınkine oranla çok değişiktir. Köpeklerin ter bezleri yoktur. Yani terlemezler.   Köpeğin derisi insanınki gibi hava almaya elverişli yapıda da değildir.Hayvanlar vücut ısılarını dış ortamla dengelemek için solunumla ayarlama yaparlar. Örneğin sıcak hava veya sıcak ortamlarda dilinin dışarıda olduğunu ve sık nefes aldığını görürsünüz.

*Köpek, zorunluluk olmadıkça yıkanmamalıdır. Yıkanması gerektiğinde ise sıcak yaz aylarına rastlatılmalıdır. Yıkama suyu sıcak veya soğuk olmamalı, 35 C' civarında olmalı ve çok iyi kurulanmasına özen gösterilmelidir. Aşırı yıkama derideki yağların yitirilmesine, derinin kuruyarak çatlamasına, tüylerin canlılığını kaybetmesine yol açar. Soğuk havalarda, özellikle ev dışında barındırılan köpeklerin yıkanması şiddetli soğuk algınlıklarına neden olabilmektedir.

*Köpeğin yıkanmasında kullanılacak şampuan, içinde yağ ihtiva etmelidir.

*Kulaklara su kaçmaması için, birer parça pamukla kulakların kapatılması yerinde bir önlemdir. Çünkü, kulağa kaçan su büyük sakıncalar doğurur. Yıkanacak köpek, bir banyo küvetine, genişçe bir lavaboya veya leğene yerleştirilir. Baş kısmı hariç tüm gövde güzelce ıslatıldıktan sonra şampuan dökülerek köpürtülür ve bu köpükler, başın dışında bütün vücuda yayılır. Parmaklarla köpeğin vücuduna masaj yapılarak kirler kabartılır. Daha sonra, bu köpükler tümüyle temizleninceye, tüyler arasında sabun zerrelerinin kalmadığına emin olununcaya değin, uygun sıcaklıktaki suyla yıkanır. Bu arada, bir sünger ıslatılıp iyice sıkıldıktan sonra, köpeğin başı, yüzü, ağzının çevresi, gözlerin etrafı iyice silinip temizlenir. Bundan sonra köpek, yıkanılan yerden bir havluyla alınır. Ilık, rüzgarsız, hava cereyanı olmayan bir yerde, eğer varsa elektrikli kurutma makinesi ile, yoksa havlu ile mümkün olduğunca kurulanır. Tüyler çıkış yönünde taranıp fırçalanır.

*Eğer hava soğuksa, vücuttaki rutubet tamamıyla gidinceye kadar ev içinde tutulur. Hava güneşli ve sıcaksa, serbest bırakılarak, hareket hainde iken tüylenin kuruması ve güneşlenmesi için olanak tanınır. Ağız çevresinde uzun tüylere sahip olan köpekler, yemek sırasında bunarı kirletir. Böyle özellik taşıyan köpeklerin ağız yöresindeki tüyler, suyu sıkılmış ıslak bez veya süngerle temizlenebilir.

Hasta kedim yemek yemiyor. Ne yapabilirim ?...

Koku alamayan kediler çoğu zaman yemek de yemez. Hasta bir kedinin gücünü koruyabilmek ve iyileşmesine yardım etmek için, kedinizi beslerken , şu önerilerimizi dikkate alın :

*Kedinize konserve mama verin. Kuru mamaya göre kokusu daha fazladır.

*Mamayı bir mikrodalga fırında ısıtın. Mamayı ısıtmak (fazla sıcak olmamasına dikkat edin),daha çok kokunun çıkmasını sağlayacak ve kedinizi yemeğe davet edecektir. 

*Bebek maması deneyin . Bebek mamasının kokusu çok güçlüdür ve belki hasta ve iştahsız bir kedinin yemek yemesini sağlayabilir. Ton balığı da bazı kedilerin iştahını açabilir, ama tek başına uzun süreli bir besin olarak kullanılmamalıdır.

Kedim her yeri tırmalıyor. Ne yapmalıyım ?...

*Kedinizin evinizdeki eşyaları tırmalaması tamamen doğal bir içgüdüdür. Tırmalama dolayısıyla kedilerdeki esneme hareketi,  kaslarının sağlıklı kalabilmesi için gereklidir.

*Bölgelerini belirlemek için kaplan ve aslanların da bu davranışı sergilediklerini görürüz. Tırnak ve tendolarının sağlığı için de mutlaka yapmaları gereken bir harekettir. Bu durum eşyalarınıza zarar veriyorsa çözüm olarak kedinize tırmalama tahtası veya benzeri bir eşya alabilirsiniz.Ancak kediler sıklıkla belirli bölgeleri tırmalamayı tercih ederler. Dolayısıyla tırmalaması için alacağınız bu eşyanın kediniz eve ilk geldiğinde mevcut olması onu seçmesi açısından faydalı olacaktır.

*Ayrıca kedinizi tırmalamasını istediğiniz yere alıştırmak için Veteriner Kliniklerinde ve evcil hayvan ürünlerinin satıldığı mağazalarda  "catnip" adı verilen spreyler mevcuttur. Uzak durmasını istediğiniz bölgeler için de, uzaklaştırıcı ürünler bulunsa da bazı kedilerde bu ürünler hiç bir etki göstermemektedir.

*Asla dayak veya ceza ile istenmeyen bölgeden uzak tutmayı denemeyin. Daha da fazla zarar vermesine ya da sizden soğumasına neden olabilirsiniz.

Sivrisinekler neden ısırır, kaşıntı ve şişliğin nedeni nedir ?...

*Sivrisinekler, yumurtalarını olgunlaştırmak dolayısıyla üremek için kana ihtiyaç duyan böceklerdir. Erkek bireyler yumurta bırakmazlar, bu da demek oluyor ki bizleri ısıranlar yalnızca dişi bireylerdir. Dişiler yumurta üretirler ve kan emebilecekleri bir canlı ararlar. Dişi sivrisinekler, yığınla yumurta üretirler ve ürettikleri her yığın için kana ihtiyaçları vardır.

*Çok az insan sivrisineklerin ana enerji kaynağı olarak şekere ihtiyaç duyduklarını fark eder. Hem erkek hem de dişi bireyler bitki nektarı, meyve suyu ve bitiklerden elde edebilecekleri diğer sıvılarla beslenirler. Elde ettikleri şekeri yakarak uçmak için enerji sağlarlar. Yeterli yakıtı sağlamak için her gün düzenli olarak beslenirler. Kan ise yumurta üretimi için saklanır ve genellikle besin olarak kullanılmaz.

*Dişi sivrisinek derimizi ağız uzantılarıyla deldiği zaman, kanı emmeye başlamadan önce, açtığı yaraya az miktarda tükürük enjekte eder. Tükürük, hem deriden ve dokulardan geçişi kolaylaştırıp damara daha rahat ulaşmayı sağlar, hem de emilim sırasında sivrisineğin ince yemek kanalından geçen kanın pıhtılaşmasını önler.

*Sivrisinek ısırdıktan sonra derimizde oluşan şişlik ve kızarıklar vücudun yaraya gösterdiği bir tepki olmayıp tükürük yüzünden oluşan alerjik reaksiyonlardır. Genellikle kaşıntı ve şişlik birkaç saat içinde kaybolur. Fakat bazı insanlar sivrisinek ısırıklarına karşı daha duyarlıdır ve bu rahatsız edici kaşıntıya günlerce katlanmak zorunda kalırlar.

*Şişlikleri kaşımak, tırnak arasında bulunabilecek bakteriler yüzünden bölgede enfeksiyon oluşmasına sebep olabilir. Bu yüzden şişlikler elden geldiğince kaşınmamalıdır. Kaşıntıyı azaltmak için antihistaminik kremler kullanılabilir.

 

Köpeklerin Sağlıklı ve Mutlu Olabilmesi İçin Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar...

Köpeklerin Sağlıklı ve Mutlu Olabilmesi İçin Dikkat Edilmesi Gereken 20 Kural :

Bu pratik kurallar listesine uymak sanıldığından daha kolay ve köpeğinize karşı sorumluluğunuz bunlara uymanızı gerektirir.

Ülkemizde özellikle son yıllarda büyük kentlerimizden başlayarak ev hayvanlarına (pet) ilgi sürekli artmıştır. Bu olumlu gelişme pet sahibi olma sorumluluğunu da beraberinde getirmekte, bu sorumluluğunuzu yerine getirirken size rehber olacak hep aklınızda olması gereken 20 kural var:

1-Öncelikle sürekli gidebileceğin bir veteriner hekimi bul. Çalışma saatlerini öğren ve acil olaylarda nereye başvurabileceğini sor.

2-Köpeğini düzenli olarak genel muayene ve aşıları için veteriner hekime götür. Aşılar, tedavisi olmayan hastalıklardan korunmak için tek ve en ekonomik çözümdür.

3-Yapılan aşıların etkili olabilmesi için her yıl tekrarlarını yaptır.

4-Yeterli ve dengeli beslenmesine özen göster.

5-Beslenme ve gezi saatlerinin hep aynı saatte olmasına dikkat et.

6-Köpeğini masadan besleme. Her zaman yediği şeyleri yemeyebilir.

7-Kilosunu kontrol et, ne  şişman  ne zayıf olmalı.

8-İçmesi için devamlı olarak temiz su bulundur.

9-Köpeğiniz ilk aşıları vurulduktan sonra bağlı bulunduğunuz Belediye veya yetkili bir kuruma kayıt yaptur.

10-Köpeğinle düzenli olarak yürüyüş yap, bu sana da iyi gelir.

11-Köpeğinin diş sağlığına özen göster. Ağız kokusu diş taşlarının varlığının işaretidir. Bunları temizlettirmek amacıyla veteriner hekimini ziyaret et. Bu yine daha çok masraf yapmanı önleyecektir.

12-Temel eğitim ve sosyal yaşam kurallarını öğret. (Otur, kalk, bekle, insanların üzerine atlamamak vb.)

13-Bir şey öğretmek için ödüllendirme yöntemini kullan ve her zaman aynı kararlılıkla davran.

14-Köpeğini tehlikeli ortamlarda tasmasız dolaştırma. Böylece onu rahat kontrol edebilir ve çevreye vereceği zararları önlemiş olursun. Ayrıca çevreden köpeğinize gelebilecek tehlikeleri de kontrol altına alırsınız.

15-Kusma, ishal, durgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, anormal  şişkinlikler, vb. hastalık belirtilerine dikkat et ve zaman geçirmeden veteriner hekimine başvur. Erken teşhis hayat kurtarır.

16-Köpeğinin ırk özelliğine göre yıkama sıklığına dikkat ve vu onu düzenli olarak tara.

17-Pire ve kenelerin bulaşabileceği ortamlarda bulaşabilecek hastalıklardan korunmak için dış parazit tedavisi yaptır. Bu alandaki yeni gelişmeleri veteriner hekimine sor.

18-Köpek alırken önce sorumluluğunu al, yaşam biçimine göre bir ırk seç. Apartmanda yaşıyorsan apartman hayatına daha uyumlu olabilecek küçük ırkları seç.

19-Köpeğin belli bir ırkın üyesiyse o ırkın özelliklerini ve o ırka özgü sağlık problemlerinin neler olduğunu öğren.

20-Köpeğiniz ailenizin yeni bireyidir. Nasıl ki size ait eşyalar varsa, köpeğinizin de yatağı, oyuncağı, mama ve su kabı, tarağı, havlusu vb. olmalıdır.

Köpeğimizin dişleri ve bakımı...

*Bebeklerin gelişimi evresinde süt dişlerinin çıkışı ve onların dökülerek yerlerine kalıcı dişlerin gelmesi esnasında, diş etlerinin karıncalanması nedeniyle, ısırma isteği doğacaktır. Ellerinizi, bacaklarınızı, masa, sehpa kenarlarını, duvar çıkıntılarını ısırdığını göreceksiniz. Bu dönemde kesinlikle sizi ısırmasına izin vermeyiniz ve ısırmak istediği zaman sert oyuncak veya doğal kemikler veriniz.

*Tavuk kemiği asla vermeyiniz. Tavuk kemikleri uzunlamasına kırıldığı için mide ve bağırsaklara batma riski yüksektir.

*12 -15 günde göz kapakları açılır.

*2 – 3 haftada üst kesici ve köpek dişleri çıkar.

*3 – 4 haftada alt kesici ve köpek dişleri çıkar

*Bir aylıkken bütün süt dişleri çıkmıştır.

*İki aylıkken süt dişleri aşınmaya başlar. Dört aylıkta süt dişleri sallantılı ve düşmeye hazırdır. 4–5 aylıkta süt dişleri yerine kalıcı dişler gelir.

*Yedi aylıkta bütün kalıcı dişler aynı seviyede çıkarlar

*Dişlerin görevi; alınan gıdaları küçük parçalara ayırıp sindirim organlarına ulaştırmaktır. Doğduktan hemen sonra birkaç hafta içinde süt dişleri çıkmaya başlar. Yavrularda yirmi sekiz adettir. Bunlar zamanla düşerler yerlerine kalıcı dişler çıkmaya başlar. Kalıcı dişler yedi aylıkken tamamlanır ve sayıları kırk ikidir. Süt dişlerini dökme esnasında diş etlerinde kızarmalar, kanamalar, vücut ısısında artış, yeme isteğinde azalma, ağlama görülebilir. Bu durum bir veya iki gün süreceğinden, genel durumu bozulmadıkça ağrı kesici veya ateş düşürücü ilaçlar verilmez.

*6–7 aya kadar hala süt dişleri düşmemişse bir veteriner hekime başvurulmalıdır. Aksi takdirde düşmeyen süt dişleri kalıcı dişlerin pozisyonunu bozacaktır.

*En önemli diş ve diş eti hastalıkları; tartar (diş taşı), plak, periyodental hastalıklar, diş çürüğü ve dişlerdeki kanamalardır.

*Tartarlar bakterisel gıda artıklarının birikmeleri sonucunda oluşur. İleri yaşlarda diş eti çekilmesi ve buna bağlı olarak diş çürümelerine kadar varabileceği için temizlenmesi gerekir.

*Dişlerdeki gıdaların ve bakterilerin oluşturduğu flimlere plak denir. Düzenli periyodik diş bakımı yapıldıkça ve sert gıdalarla (kuru mama) beslendikçe ileri dönemde diş taşı oluşması engellenir. Diş taşı ve plakların uzun süre dişlerin üzerinde kalması sonucunda periyodental hastalıklar oluşur.

*Diş etinin yangısına gingivitis denir. Gingivitis ilerleyici bir hastalıktır. Diş etlerinin çekilip daha sonra dişlerin kaybına neden olur. Korunma amaçlı olarak periyodik bakım, sert yiyecekler ve kemik önerilir.

*Dişin mine tabakası köpeklerde oldukça sağlam olduğu için, diş çürüğü insanlara oranla daha az sorun yaratmaktadır. Duruma göre diş dolgusu veya kanal tedavisi yapılır. Kazalar ve sert cisimleri ısırırlarsa sonunda dişlerde kırılma olabilir. İleride çürüme olasılığı olduğu için kısa zamanda buralarda tedavi edilmelidir.

*Bütün bunlardan korunmak amacıyla günlük olarak dişlerin temizliği yapılmalıdır. Uzun vadeli dişlerin korunması amacıyla hazır kemiklerin verilmesi de yararlı olur. Kuru mama ile beslenme de mekanik olarak tartların oluşmasını engeller. Bütün bu bakımları yanında her 6–12 ayda bir veteriner hekim tarafından kontrolü yapılmalıdır.

Köpeğimide seyahate götürmek istiyorum. Neler yapmalıyım?...

*Seyahate çıkmadan önce Veteriner Hekim kontrolünden geçirilmelidir.

*Yolculuktan 4–5 saat önce karnı doyurulmalı ve yolculuk boyunca su haricinde herhangi bir yiyecek verilmemelidir.

*Tatil boyunca yanınızda yeterli yiyecek olmalıdır.

*Sıcak havalarda; hayvanlar arabada yalnız bırakılmamalıdır.

*Yolculuk sırasında veya gidilen yerlerde, yabancı madde ve zehirli bitkilere karşı dikkatli olunmalıdır.

*Böcek sokmaları, güneş çarpması ve kaybolma gibi tehlikelere karşı dikkatli olunmalıdır.

*Kimlik bilgileri ve telefonu içeren tasması takılmalıdır.

*Aşı karnesi daima yanınızda bulunmalıdır.

*Küçük bir acil yardım çantası, oyuncakları, kemikleri, yatağı, su ve mama kapları yanınızda olmalıdır.

*Çevredeki insanlara karşı beraberce saygılı olunmalıdır.

*Tatil ortamında köpeğinizin eğitimine daha fazla zaman ayırabilir ve istemediğiniz alışkanlıklarından vazgeçirebilirsiniz.

Kedi Tırmık Hastalığı (Cat Scratch Disease ) nedir?...

*Kedi Tırmığı Ateşi" olarak da bilinen hastalık gram(-) bir basilin neden olduğu zoonoz karakterli enfeksiyöz bir hastalıktır. İnsanlarda çoğunlukla iyi huylu olan, sınırlı lenfadenopati ile karakterize olan hastalık, çocuklarda yaygın olarak görülür .CSD sadece kedi tırmalamasıyla değil, kedi veya köpek ile temastan sonra da görülebilir. Ancak kedi tırmalamasından sonra görülme oranı daha yüksek olduğundan kediler enfeksiyon kaynağı olarak tanınmaktadırlar.

Hastalığın Nedeni-Etkeni Nedir?

*Hastalığın etkeni konusunda değişik fikirler savunulmasına karşın CSD (cat scratch disease) geçiren hastalarda son zamanlarda Bartonella henselae ve Bartonella quinata adlı bakteriler hastalığın sebebi olarak teşhis edilmiştir.

Hastalığın İnsanlardaki Belirtileri Nelerdir?

*CSD subakut bir hastalıktır. Bulaşmadan sonra yaklaşık 2 hafta içinde (7 ila 12 gün) papül şeklinde lezyon şekillenir ve küçük bir apse oluşur.Bundan yaklaşık 1 ila 3 hafta sonra etkilenen bölgeye yakın lenf yumrularında şişlik oluşur.Bu şişlikler birkaç hafta ya da birkaç ay kalıcı olabilmektedir. Özellikle baş ve boyun çevresindeki lenf yumrularında gelişen bölgesel lenfadenitis söz konusudur. Genellikle iyi huylu olan bu lenfadenopatiler yaklaşık olarak 1-2 ay süreyle varlığını sürdürdükten sonra sekunder bir etken yoksa kendiliğinden iyileşme sürecine girer ve bir kaç ay sonra etkinliğini kaybeder.

*CSD ile enfekte kişi grip benzeri semptomlar gösterir ;ateş, baş ağrısı,aşırı yorgunluk, kaslarda ağrı (et kırığı) ve azalmış iştah.Bazı insanlar bir kaç haftada iyileşmektedir.Vakaların yaklaşık %5-15 ‘inde kalp, göz, beyin, mide-barsak ve deri problemleri gibi ciddi durumlar söz konusu olmaktadır. Organ nakli söz konusu olan hastalarda , kanser tedavisi gören kişilerde ,bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda ve HIV/AIDS pozitif hastalarda CSD çok daha ciddi seyretmektedir.

Kedilere Bulaşma Nasıl Olur?

*Kedilerde hastalığa sebep olan değişmez etken Bartonella henselae'dir ve özellikle mayıs aylarında pireler tarafından taşınır ve kedilere mikroorganizma pireler aracılığıyla bulaştırılır.Bartonella quinata'nın ise kaynağı bilinmemektedir. Kedinin üzerine dökülen pire dışkıları kedi kaşınırken tırnaklarına ya da kendini temizlerken ağzına bulaşacaktır.Böylece pirenin dışkısıyla bulaşık etkeni (Bartonella ) kedi almış olacaktır.

İnsanlara Bulaşma Nasıl Olur?

*İnsanlar bu hastalığı kedi tırmalaması veya ısırması ile alabilir.Eldeki açık yaradan kedinin yalaması ya da tırmalaması ile de etken insana geçebilmektedir. Ayrıca köpeklerin de hastalık etkenlerini taşıyabileceği ve bulaşmaya neden olabileceği bildirilmiştir.

Risk Yaratan Faktörler Nelerdir?

*Hastalığın erken yaşlarda görülme oranı yüksektir. Özellikle yavru kediler hastalığın taşınmasında etkin rol oynar. İnsanlarda da gençler ve özellikle çocuklar hastalığa daha duyarlıdır. Pireler bakterilerin taşınmasında aracılık ettiğinden aşırı pire enfestasyonu görülen kediler daha fazla risk oluşturabilir. Açık yaraların varlığı, yalama sonucu bulaşma olabileceğinden riski artıran diğer bir faktördür. Erkekler hastalığa kadınlardan daha duyarlıdır. Mayıs aylarında bu hastalığın görülme riski fazladır. Bağışıklık sistemini zayıflatan ağır seyirli enfeksiyonlar örneğin, AIDS hastalığının seyri sırasında şekillenen bulaşmalarda risk daha fazladır.

Hastalığın Kedilerdeki Belirtileri Nelerdir?

*Hastalık etkenini taşıyan ve bu etkenleri insanlara bulaştırabilen enfekte kedilerde genellikle hastalığa ait bulgular görülmez. Kediler etkeni taşıyıcı görev yaparlar.
Bununla birlikte, son zamanlarda yapılan çalışmalar Bartonella enfeksiyonu ve belirli kronik yangısı olan kedilerin ilişkili olduğunu göstermektedir (örn;diş eti yangısı (gingivitis),ağız yaraları( stomatitis), yangısel barsak hastalığı(inflammatory bowel disease), belirli göz problemleri ve bazı idrar yolu anormallikleri).

Hastalığın İnsanlardaki Belirtileri Nelerdir?

*Klinik olarak ilk gözlenebilen belirti tırmalanan veya ısırılan bölgede oluşan yara ve bunu takiben şekillenen deri lezyonlarıdır. Bu lezyonlar kırmızı renkte yuvarlak ve kabukludur. Hastalığın insanlarda görülen en karekteristik belirtisi ise lenfadenopatidir. Öncelikle boyun bölgesi lenf yumrularında görülen bu değişikliğe mandibular, inguinal ve thorakal (çene, kasık ve göğüs) lenf yumrularında da rastlanabilir. Elle yapılan muayenelerde lenf yumrularındaki bu şişkinliği tespit etmek mümkündür. Ayrıca yüksek ateş, iştahsızlık, halsizlik, mide bulantısı ve kusma gibi genel belirtilerin yanısıra dalakta büyüme, farenjit ve paratroid bezinde büyüme gibi spesifik bulgularda görülebilir. Bu spesifik belirtiler yanında daha az oranda olsada encephalit, felç, saldırganlık, yüz kaslarında felç, koma gibi sinirsel belirtiler ve diş etinde, ağız içinde yaralar, ağrısız şişkinlikler tarzında konjunktival granulomlar gözlenebilmektedir.

CSD Nasıl Teşhis Edilir?

*Hastalığın teşhisinde dikkat edilmesi gereken en önemli konu her vakada deri lezyonlarının görülmeyebileceğidir. Teşhis için en doğru sonuçlar laboratuvar testleri ile mümkündür. Bu amaçla, deri lezyonlarından örnek alınarak patolojik incelemeler yapılabilir.Kan tahlili ile de enfeksiyonun varlığı tespit edilebilir. . Ulaşılabilir testler şunlardır; kan kültürü, PCR (Polymerase chain reaction), EIA (Enzyme immunoassay), IFA(Immunofluorescent Antibody), ve Western Blot. Ayrıca biopsi yapılabilir. Kedi tırmığı hastalığının teşhisinde en önemli adım ise kişinin hikayesinin araştırılmasıdır. Kedi ile temasın olup olmadığının öğrenilmesi kesin teşhisin konulmasında yardımcı olan temel unsurdur.

Özetle ;

*Enfekte kediler uzun süre ( 30 gün veya daha fazla) tedavi edildiğinde Bartonella henselae elimine edilebilir. İnsanlarda da antibiyotik tedavilerine büyük oranda olumlu sonuç alınmaktadır. Çoğunlukla medikal tedaviler ile kısa sürede iyileşme görülen bu hastalık her hangi bir tedavi uygulanmadan kendiliğinden iyileşebilir. Nadir olarak tedavi uygulanmayan bazı vakalarda kötü bir gelişme izlenebilmiştir. Ancak bu durumun bağışıklık sistemi ile ilgisi olduğunu düşündüren bulgularda gözlendiğinden direk olarak kötü seyrin nedeninin Cat Scratch Disease olduğunu düşünmek yanlış olabilir. Lenfadenopati insanlarda sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak bu durum kedi tırmığı dışında enfeksiyonlar ve bazı kanser hastalıklarının seyri sırasında da sık görüldüğünden tanısının konulması ve nedenin iyi araştırılması gerekmektedir. Kedi tırmığına bağlı olarak şekillenen lenfadenopatiler çoğunlukla tümöral karakterli değildir.

Çeviri Kaynak:
*Centers for Disease Control. Cat Scratch Disease (Bartonella henselae infection). 2003.
*Chomo, BB; Boulouis, HJ; Breitschwerdt, EB. Cat scratch disease and other zoonotic Bartonella infections. Journal of the American Veterinary Medical Association. 2004; 224(8):1270-1279.
*Guptill, L. Bartonella: "Cat Scratch" Disease. Supplement to Compendium on Continuing Education for the Practicing Veterinarian. 2002; 24(1A):32-35.
*More on Bartonellosis. Antech Diagnostics News. October 2002.
*Resim:ADAM

Kedilerde tüy bakımı nasıl yapılmalıdır ?...

*Bütün kedilerin dökülmeye hazır tüylerinin toplanması için tüy bakımına ihtiyaçları vardır. Kedinizin tüy bakımını yaparken onun sağlığını da gözden geçirme fırsatı bulabilirsiniz. . Bu sırada derideki anormallikleri gözleyip pire vb. parazitlerin varlığını kontrol etmelisiniz.

*Eğer kedinizin bir hastalığı yok ise tüyleri de güzel görünecektir. Sağlıklı deri ve tüy sağlıklı bir vücudu, iyi bir beslenmeyi yansıtmaktadır. Eğer herhangi bir hastalığı varsa ilk belirti kendisini temizleme işlemini yapmamasıdır.

*Kediyi eve getirdikten hemen sonra tüy bakımıyla ilgilenmelisiniz. Kediyi tüy bakımına alıştırmak için işe yavru iken başlamak ve fırçalamanın ardından onunla biraz oynayarak bunun bir ilgi olduğunu anlamasını sağlamak yararlı olur. Böylece onunla yakınlaşacak, huylarını tanımaya başlayacaksınız. Ayrıca sizin onu tutmanıza da alışacak böylece onun eğitimi veya başka gereksinimleri için onu tutmanız gerektiğinde buna yabancı olmayacaktır.

*Kediler zamanlarının büyük bir kısmını tüylerini temizlemek için harcarlar. Kedilerin dilleri tüylerine parlak ve canlı görünüş vermeye ve tozlardan arındırmaya elverişli törpü gibidir. Bu özel yapısı sayesinde ölü deri dokularını, dökülen tüyleri gayet kolay temizlerler, bu sırada derideki kan dolaşımını da uyarmış olurlar.


*Tüy bakımı tüy tiplerine göre farklılıklar gösterir. Tüy tipleri kabaca üç gurupta toplanabilir; kısa tüylüler,yarı uzun tüylüler, uzun tüylüler. Tüy bakımı için gerekli olanlar fırça, tarak ve bir parça kadifedir. Fırça kısa kıllı, tarak ise tahta saplı metal dişli olmalıdır. Uzun tüylü kediler için kalın dişli tarak kullanılır.

*Tüyler yattıkları yönün aksine fırçalanır. Baş etrafındaki tüyler öne doğru fırçalanarak yüz etrafında çerçeve oluşturulur. Kuyruk özel itina ister. Mamasına haftada bir kez bir çay kaşığı zeytinyağı karıştırmak tüylerin sağlıklı olmasına yardımcı olur.

*Düzenli tüy bakımının diğer bir faydası da evde uçuşan tüylerin azalmasıdır. Döşeme ve halılarda yinede tüy kalıyorsa bunlar lastik bir eldivenle hafifçe silinerek temizlenebilir.

*Kısa tüylü bir kedinin bakımı basittir. Haftada bir iki kez fırçalayıp ve kadife ile parlatmak yeterlidir.

*Yarı uzun tüylü kedilerde genellikle haftada 1-2 kez fırçalanıp kadife ile parlatmak yeterlidir.

*Uzun tüylü kedilere düzenli tüy bakımı yapılması hem görünüşleri hem de sağlıkları için gereklidir. Bu tüy tipindeki kedilerin tüy bakımı özellikle ilkbahar ve sonbaharda her gün itina ile yapılmalıdır. Böylelikle tüy dökümü sırasında kedinin yalanırken dökülen tüyleri yutması ve midesinde tüy yumağı oluşması önlenir. Bakım en az günde bir kere yapılmaz ise tüyler kıtıklaşır. Kıtıklaşmış tüyleri ayıklamak için ekseriya kürkü traş edip büyük ölçüde azaltmak gerekir. Düğümler varsa bunlar parmakla veya küt uçlu bir şişle açmaya çalışılmalıdır. Eğer açılmayan düğümler olursa bunlar küt uçlu makasla kesilir, ancak bu duruma gelmemelidir. Tüyleri öyle karışık bir hal alabilir ki veterinerinize başvurmanız veya onu kuaföre götürmeniz gerekebilir. Bu karışıkları makasla kesmeye çalışacaksanız kedinizin derisini kesmemeye çok dikkat etmelisiniz.

*Kediler kendilerini yalayarak temizlediklerinden bu tüylerin midede birikimi söz konusu olabilir. Birçok veteriner hekim haftada bir veya iki defa tüy birikimini önleyen ürünler kullanmayı önermektedir. Tüy birikimi fazla olursa kedi kusarak sıvı, tüy veya gıda çıkarabilir. Tüy birikimini önleyen ürünler tüpler şeklinde bulunmaktadır. Bu konuda ciddi sorunları olan kediler özel bir diyetle beslenmelidir. Daha fazla bilgi için veteriner hekiminize başvurunuz.

*Pire mücadelesi için gerekli uygulamaları yapınız. Kedinizin tüyleri kötü görünüyorsa, çok dökülüyorsa bunun derin bir sağlık probleminden kaynaklanabileceğini de unutmayınız. Fırçalama sağlıklı deri için gereklidir.

Tüy Yumakları

*Eğer bir kedi ölü tüylerin alınması için sürekli tüy bakımı görmez ise yalanma sırasında bu tüylerin büyük bir kısmını yutar ve böylece midesinde ve bağırsaklarında tüy yumağı oluşabilir. Tüy yumaklarına kedilerde özellikle, uzun tüylü olanlarda çok sık rastlanmaktadır. Tüyler birbirlerine dolanıp top şeklini almaktadır. Tüy yumağı yuvarlak kesitli , uzun, kıtıklaşmış tüy birikimidir. Kediler zaman zaman bu yumağı kusarak dışarı atarlar. Bunun için ot yerler. Ayrıca haftada bir kez verilecek bir çay kaşığı zeytin yağ yumağın mideden atılmasına yardımcı olabilir. Eğer atamazlar ise midede bu tür yabancı cisimlerin varlığı gastrointestinal rahatsızlıklara veya tıkanmalara neden olmaktadır. Yumaklar besinlerin mideden bağırsaklara geçişini engelleyebildiği gibi kusma ve regurgitasyona neden olabilir. Ayrıca konstipasyon da şekillenebilir.

*Tüy yumaklarının oluşumunu engellemek için kedinizin tüylerini sıklıkla fırçalamalısınız. Ayrıca laksatif ve lubricant (kayganlaştırıcı) maddeler de kullanılabilir. Bu ürünler macun şeklinde hazırlanmışlardır. Kediniz bunları mama gibi yiyebilir ya da ayaklarına uygulanırsa yalayarak da alabilir. Bu ürünlerin ödül şeklinde hazırlanmış olanları da mevcuttur. Bunlarda yağ ile beraber mineral maddeler de vardır ve kediler bu ürünleri daha çok severler. Bazı mama firmaları tüy yumağı oluşumunu azaltan özel mamalar hazırlamışlardır.

Kedinin tırnak bakımı nasıl yapılmalıdır ?...

*Bütün kedigiller familyasında olduğu gibi kedilerde içeriye çekebildikleri tırnaklara sahiptirler. Bunlar son derce sivri silahlardır. Dinlenme sırasında tırnaklar içeriye çekilir ve iyice korunur. Bu nedenle yürüme sırasında yere temas etmezler ve aşınmazlar. Kedilerin tırnağıda insanlarınki gibi sürekli uzar. Kedi bunları iyi tutmak zorundadır. Bunların çok uzun olmasını engellemek için aşındırmak gerekir. Eğer tırnaklar çok uzarsa ve yuvalarından çıkarsa kedinin yürümesine engel olur.

*Tırnak kesme olayına kediniz yavruyken alışmasını sağlayın. Yavru kedilerin tırnakları iğne gibi sivri ve keskindir .Onların uçlarını kesmek ilerideki kesimler için iyi bir egzersiz olur. Genelde kediler tırnak kesim olayından rahatsız olur ve korkarlar. Yavruyken yapılan bu egzersizler birazda olsa onun alışmasına neden olacaktır.

*Tırnak orta kısımda damar ve sinirler içeren canlı doku ve onun ilerisinde ölü tırnak dokusundan oluşmaktadır. Tırnak kesilirken ölü dokunun kesilmesi gerekir eğer canlı dokuyu da keserseniz kanamaya neden olursunuz. Beyaz tırnaklı kedilerde canlı doku ve ölü doku sınırı kolayca ayırt edilir, fakat siyah tırnaklı kedilerde dikkatli davranmak gerekir. Bunun için kedinin ayağına sıkıca bastırınız ve tırnakların dışarıya çıkmasını sağlayınız sonra kuvetli bir tırnak makası ile canlı tırnağı kesmemeye gayret ederek geride 2-3 milim kalacak şekilde tırnağı kesiniz.

*Tırnak kesimi için özel olarak tasarlanmış tırnak makaslarından yararlanılır. İnsanlar için üretilen tırnak makasları bu iş için uygun değildir.

*İlk kez tırnak kesim işinin nasıl yapıldığını Veteriner Hekiminizden öğrenebilirsiniz. Hiç bir zaman kanamaya neden olabilecek şekilde tırnak kesmeyiniz .Eğer tırnak kanıyorsa o zaman pıhtılaşmayı sağlayan bir preparat kullanmalısınız ,elinizde gümüş nitrat içeren ürün varsa kanamayı durdurmak için kullanabilirsiniz .Eğer kanama durmuyorsa tüm patiyi bandaja alabilirsiniz. Bunda da sonuç alınamıyorsa veteriner hekiminize danışınız.

*Eğer tırnak kesimi işlemi için kendinize güvenmiyorsanız o zaman bu işi bir uzmana bırakınız.

Kedinin kulak bakımı ve ilaç uygulaması nasıl yapılmalıdır ? ...

*Kediler için çevrede gelişen olaylardan haberdar olmak için duymak çok önemlidir. Bazı hastalıklar kedinizin kulağını ciddi şekilde etkileyebilir. Dolayısıyla kulakların sürekli temiz tutulması gerekir. Kulak temizliği bazen zorunludur. Kediniz bu tür işlemleri sevmez. Sabırlı olunuz. Kedinize bu tür işlemlere mümkün olduğu kadar genç yaşta alıştırınız. Kulak kepçesini Kedinizin kulağını Veteriner hekiminizin önereceği bir solusyonla pamukla yavaş olarak kulağı içten dışa doğru temizleyebilirsiniz. Bunun için ucu pamuklu kulak temizleme çöpleriyle kulağın temizlenmesi etkili olabilir ancak bu çok dikkatli yapılması gereken bir işlemdir. Çubuğun temizlemek için kullanılan ucunu asla kulak kanalına sokmayınız, sadece kulağın gözle görünen kısımlarını temizleyiniz. Aksi halde kanalın yapısı kolaylıkla zarar görebilir.

*Kulak hastalıkları, enfeksiyonları ve travmaları çok sık rastlanan olaylardır. Sağlıklı kulak akmaz ve normal bir kokusu vardır. Kulak kanalını kontrol ediniz kırmızılık iltihap kötü koku akıntı varsa veya dokunuşunuza tepki gösteriyorsa, başını sürekli olarak bir tarafa yatık pozisyonda dolaşıyorsa Veteriner Hekiminize başvurunuz . Veteriner hekim muayeneden sonra kedinizin kulağına ilaç uygulayabilir ve bu uygulamalara sizin evde devam etmenizi isteyebilir. Bu uygulamaları yapmak bazen zor olabilir. Bazı kediler, özellikle kulaklarında ağrı hissedenler bu uygulamalara direnmektedirler. Kedinizin kulağındaki bu problemin çözümü için sizin de mümkün olduğunca dikkatli ve sabırlı olmanız gerekir.

*Kulak kanalını kontrol ediniz kırmızılık iltihap kötü koku akıntı varsa veya dokunuşunuza tepki gösteriyorsa, başını sürekli olarak bir tarafa yatık pozisyonda dolaşıyorsa Veteriner Hekiminize başvurunuz .

Kulak içine ilaç uygulaması nasıl yapılır?

*Bu tip bir uygulama için bir yardımcıya ihtiyacınız olacaktır. Yardımcı hayvanınızın ön ayaklarını göğüs ve kafasını tutarken ( gerekirse onu büyük bir havluya sarabilirsiniz.) eğer ağresif değilse bir yardımcınız kedinizin başını tuturun,

*Siz ilacı uygulayacağınız kulağın ucundan hafifçe tutunuz kulağı çok sıkı ve gergin tutmamaya dikkat edin. Kulakta enfeksiyon varsa mutlaka ağrısı olacaktır. Eğer siz kulağını zorlarsanız ağrıdan dolayı size izin vermeyecektir . Onun için hafif dokunuşlarla bu işlemleri yapmalısınız.

*İlacı kulak kanalının dışa açılan bölgesine Veteriner Hekiminizin önerdiği miktarda koyunuz. İlaç kulakla temas ettiği an kediniz buna tepki gösterebilir buna hazırlıklı olunuz.

*İlacı damlattıktan sonra kulak kanalına ve kanalın dibine biraz masaj yapınız ( bu işlemi baş ve işaret parmağınızı kullanarak kulak kanalını içine alıp masaj yapınız) Böylece ilacın kulağın dip kısmına doğru kulak zarına kadar dağılmasını sağlayabilirsiniz.

 

Kedinin göz bakımı ve ilaç uygulaması nasıl yapılmalıdır ?...

*Hayvanınızın gözleri parlak ve ışıltılı olmalı ve göz bebeğinin etrafındaki bölge beyaz olmalıdır. Eğer kırmızı noktalar , aşırı gözyaşı akıntısı, kızarıklık, gözünü sürekli kapalı tutma veya diğer normal dışı durumlar varsa onu derhal Veteriner Hekiminize götürünüz.

*Göz akıntıları,çapaklar ıslak bir pamuk ile kolayca temizlenebilir. Gözlerin çapaklanmasına izin vermeyin düzenli olarak temizleyiniz. Temizleme işlemi sırasında göze aşırı basınç uygulamayın , hafif maniplasyonlarla temizleyiniz. Kedinizin gözlerini herhangi bir akıntı açısından kontrol etmelisiniz. Erken yaşlarda birçok üst solunum yolu enfeksiyonu gözleri de etkilemektedir. Eğer birden fazla kediniz var ise veya kediniz ev dışına çıkıyor ise gözde yaralanmalar olabilir.

*Göz hastalıkları, enfeksiyonları travmaları çok rastlanan olaylardır. Veteriner Hekim muayenesinden sonra hayvanınızın gözüne ilaç uygulamanızı isteye bilir. Bu uygulamaları yapmak zor olabilir ,özellikle gözde bir enfeksiyon varken ağrıda vardır ve dokunmaya karşı hassastır.

Göze ilaç uygulaması nasıl yapılmalıdır?

*Bu tip bir uygulama için bir yardımcıya ihtiyacınız olacaktır. Yardımcı hayvanınızın ön ayaklarını göğüs ve kafasını tutturun ( gerekirse onu büyük bir havluya sarabilirsiniz.),

*Siz baş ve işaret parmağınızla ilacı uygulayacağınız gözün alt göz kapağını tutup hafifçe dışa doğru çekiniz ve orada göreceğiniz cep şeklindeki boşluğa ilacı damlatınız veya pomadı içine sıkınız .

*Damlalığın ucunun göze temas etmemesi için dikkat edin .Çünkü ani bir refleks ile başını hareket ettirdiğinde göze ciddi zarar vere bilirsiniz.

*Daha sonra göz kapağını serbest bırakıp alt ve üst göz kapağını baş ve işaret parmağınızı kullanarak 2-3 kez açıp kapatınız hafif masaj yapın böylece uyguladığınız ilaç gözün her tarafına yayılmış olacaktır.

 

Akıl sırasına göre köpeğim nerede olabilir...

KÖPEKLERDE IQ SIRALAMASI

*Amerika ve Kanada'da 200 çiftlik bazında yapılan bir araştırma sonucu köpek ırkları çalışma ve itaat zekası yönünden sıralamıştır.Değerlendirme yapılırken itaat yarışmalarının sonuçları,eğitmen, üretici,hakem ve köpek sahiplerinin görüşü alınmıştır.

*Bir uyarı: değişik köpek türlerinin zekası ve öğrenme yeteneği bakımından büyük farklılıklar göstermektedir. Ancak pek çok bireysel farklılığın da bulunduğu unutulmamalıdır.

*Öte yandan zeka köpeği eğiten kişiye de bağlıdır.Köpek eğitimi konusunda uzmansanız, lQ seviyesi düşük bir köpeği bile zeki bir hayvan haline getirebilirsiniz. İyi eğiticiler her türlü köpek ırkını eğitebilirler,ama yüksek bir çalışma ve itaat zekasına sahip bir hayvanla çalışırsanız,işiniz çok kolaylaşır."

*Bu çalışmada en göze çarpan noktalardan biri,belirli türlerde hemen hemen her hakemin benzer değerlendirmeler göstermesiydi.Yani bazı türlerde belirgin ve gerçek farklılıklar vardı.Örneğin 199 hakemin 190'ı Border Collie'yi en zeki on köpeğin arasında sıralamıştı.

*Diğer türlerde de benzer sonuçlar görülüyordu.171 hakem Shetland Sheepdog'u en başarılar arasında,169'u Kaniş'i,167'si Alman Çoban Köpeği ve Golden Retriever'i de en kolay eğitilebilir on köpek türü arasında saydılar.En düşük çalışma ve itaat zekasına sahip türlerin sıralamasında bukadar hem fikir değillerdi,ama yine de değerlendirmelerde büyük oranda benzerlikler vardı.199 hakemin 121'i Afgan Tazısını,99'u Basenji'yi ve 81'ide Chow Chow'u ittat eğitimine en az uygun tür olarak saydı. Aşağıdaki tabloda 133 köpek türü, çalışma ve itaat zekasına göre sıralanmıştır.Sıralama 1 den 79 a kadar gidiyor.Aynı sıralamadaki köpeklerinsıra numarası da eşittir.

*Genel olarak koruma köpeklerinin en yüksek,av köpeklerinin ise en düşük puanlamayı aldıkları söylenebilir.

*Peki ya kırma köpeklerin durumu nasıldı? Safkan köpekleri değerlendiren hakemlerin işi burada biraz daha zordu.Ancak burada da genel olarak şöyle bir sonuç çıkarılabilir.Köpek hangi türe dış görünüm olarak daha çok benziyorsa çalışma ve itaat zekası yönünden de daha çok o türün özelliklerini taşıyacaktır.

*Örneğin Beagle/Kaniş karışımı bir köpek,dış göörünümü olarak daha çok kanişe benziyorsa,zekası yönünden de daha çok kaniş gibi olacaktır.

1-Border Collie
2-Poodle (caniş)
3-Alman Kurt (german shepherd)
4-Golden Retriewer
5-Dobermann
6-Shetland Sheep Dog
7-Labrador Retriewer
8-Papillon
9-Rottweiller
10-Avustralya Çoban Köpeği

*1'den 10'a kadar olan sıralamadaki köpek ırkları çalışma ve itaat zekası yönünden en zeki olanlardır.Bu türe ait çoğu köpek,yeni komutları beş kez tekrarlandıktan sonra anladıklarını belirtecek fazla tekrara gerek kalmadan bu yeni komutları anımsayacaklardır.

*Sahiplerininin verdiği komutu % 95 veya daha yüksek oranda uyacaklardır.Zekanın bu boyutunda gerçekten de bir numaralar ve deneyimsiz eğiticilerle bile işlerini iyi yapacaklardır

11-Pemproke Welsh Corgi
12-Min.Scauntzer
13-English Springer Spaniel
14-Tervueren
15-Schipperke
16-Collie
17-Alman Kurtzzhaar
18-Flat Coated Retriever
English Cocker Spaniel
Orta Boy Snautzer
19-Brittany Spaniel
20-Cocker Spaniel
21-Weimaran
22-Malinois
23-Fino
24-Irısh Waterspaniel
25-Vizsla
26-Cardigan Welsh Corgi

*11'den 26'ya kadar olan sıralamadakiler,mükemmel çalışma köpekleridir.Basit komutların öğrenebilmesi için 5 ile 15 tekrar yeterli olacaktır.

*Komutlara % 85 oranında itaat edecekler,ancak biraz daha zor komutlarda köpeğin itaat etmesi zor sürebilir.Hemen hemen her eğitici,sabırsız ve deneyimsiz olsa bile,bu türün köpekleri ile iyi başarılar elde edilebilir.

27-Cheapeake Bay
Retriever Puli
Yorkshire Terrier.
28-Dev Snautzer
Portuguese Waterdog
29-Airdale Terrier
30-Border Terrier
Briard
31-Welsh Springer Spaniel
32-Manchester Terrier
33-Samoyed
34-Field Spaniel
Newfoundland
Avustralya Terrier
American Staffordshire Terrier
Gordon Setter
Bearded Collie
35-Cairn Terrier
Kerry Blue Terrier
Irısh Setter
36-Norveç Elkhound
37-Affenpinscher
Silky Terrier
Min. Pincher
English Setter
Firavun Köpeği
Clımber Spaniel
38-Norwich Terrier
39-Dalmaçyalı

*27'den 39'a kadar olan sıralamadaki köpek türleri,yaklaşık 15 tekrardan sonra komutu kavradıklarını belli etseler de ,nispeten iyi bir performans elde etmek için yine de 15-20 tekrar gerekecektir.Genelde % 70 oranında komuta itaat ederler,ama çoğu zaman komut ile tepki arasında belirgin bir gecikme söz konusudur.

*Sahipleri ile aralarındaki mesafe arttıkça,komuta tepki gösterme oranları düşer,hatta bazen hiç itaat etmemeleri de mümkündür.Kararlı olmayan ve deneyimsiz eğiticiler veya sabırsız ve kaba davranış,bu köpeklerin performansını büyük ölçüde etkiler.

40-Soft Coated Wheaten Terrier
Bedlington Terrier
41-Curly Coated Retriever
Irısh Wolfshound E
42-Kuvasz
43-Saluki
44-Cavalier King Charles Spaniel
Alman Drahthaar
Coonhound
American Water Spaniel
45-Sibirya Husky
English Toy Spaniel
46-Tibet Spaniel
English Foxhound
Otterhound
American Foxhound
Greyhound
47-West Highland White Terrier
48-Boxer
Danua ( great dane )
49-Daushaund Staffordshire Bull Terrier
50-Malamut
51-Whippet
Shar-Pai
Drathaar Foxterrier
52-Rhodesian Rigdback
53-Welsh Terrier
54-Boston Terrier
Akita-Inu

*40'dan 54'e kadar olan sıralamadakiler,ortalama bir çalışma ve itaat zekasına sahiptir.Öğrenme süresinde ancak 15-20 tekrardan sonra işi kavramaya başlarlar,ama doğru dürüst bir performans için 25-40 tekrar gerekli olacaktır.

*Bu köpeklere çalışmaları için gerekli zaman verilirse, ne yapmaları gerektiğini de iyi bir şekilde hatırlayacaklardır.% 50 oranında komuta itaat ederler,ama güvenirliliği büyük oranda çalışmaların tekrarına bağlıdır.Tepki göstermeleri de çok üzün süre alabilir.

*Bunun dışında bu köpekler sahipleri ile olan mesafeden büyük ölçüde etkilenirler.Sahibi yakında ise,köpeğin itaat etme olasılığı daha yüksektir,mesafe arttıkça köpeğin güvenirliği git gide daha da az olur. Eğitim performans kalitesini çok büyük bir ölçüde etkiler.

*İyi eğiticiler,bu köpeklerin en başarılı türler gibi görünmesini sağlayabilir ama sabırsız veya beceriksizce davranan birisi,bu köpekleri düpedüz ziyan edebilir.

55-Skye Terrier
56-Norfolk Terrier
Sealyham Terrier
57-Mops
58-French Buldog
59-Griffon Burxellois
Maltes
60-English Rundoh
61-Chinese Creatested
62-Dandie Dinmont Terrier
Tibet Terrier
Lakeland Terrier.
63-Old English Sheepdog
64-Pyreneen Dog
65-Scotch Terrier
St.Bernard
66-Bullterrier
67-Chihuahua
68-Lahasa Apso
69-Bullmastiff

*55'den 69'a kadar olan sıralamadaki köpek türlerinin çalışma ve itaat zekasını ancak kısıtlı olarak değerlendirebiliriz.Yeni bir komutu kavramak için en küçük bir kıvılcım için 25 tekrar doğru dürüst bir performans elde etmek için ise 40-80 tekrar gerekebilir.Yine de yeni alışkanlıklar pek kalıcı olmayabilir.Sürekli çalışma için bu sık sık olanak verilmez ise,öğrendiklerini unutmuş olabilirler.

*Ortalama düzeydeki bir eğitim sonucunda bu köpekler ancak % 30 oranında itaat edeceklerdir.O zaman bile sahipleri yakınındayken başarı gösterirler.Bu köpeklerin dikkati sanki hep başka yerdedir ve keyifleri istediği zaman itaat ettiklerini düşünürsünüz.Bu köpeklerin sahipleri çoğu zaman bağırmak zorundadır,çünkü köpek uzakta ise çoğu zaman hiç tepki almazlar.

*İlk kez köpek sahibi olmak isteyen bir kişi için bu köpekler hiç de uygun değildir.Deneyimli ve zamanı bol olan,kesin ama şefkatli bir şekilde köpekle çalışan bir eğitici,bu köpeklerin güvenilir bir şeklide itaat etmelerini sağlamak için çok çaba göstermek zorundadır.

70-Shih-Tzu
71-Basset
72-Mastiff
Beagle
73-Pekinese
74-Bloodhound
75-Barsoi
76-Chow-chow
77-Buldog
78-Basenji
79-Afgan Tazısı

*70'den 79'a kadar olanlar,en zor olarak değerlendirilebilir.En düşük çalışma ve itaat zekasını göstermektedirler.Temel itaat eğitiminde,kendilerinden ne beklendiğine dair en ufak bir anlayış elde edebilmeleri için 30-40 tekrara gereksinim duyarlar.

*Bu köpeklerde belirli oranda bir güvenirlik elde etmek için 100'ün üzerinde tekrarı gerektiği durumlar hiç de olağandışı değildir.Yine de köpeklerin performansı ağır ve düzensizdir. Çalışmalar sürekli olarak yenilenmelidir,aksi takdirde her şey unutulur.
İtaat oranı % 25'in altındadır ve tepki göstermeleri de oldukça yavaştır.Ortalama düzeydeki eğitici,türlerle çalışmaktan kısa sürede usanacaktır,ama yetenekli eğiticiler bile bu köpeklerle çalıştıklarında kendi yetenekleri konusunda şüpheye düşebilirler

 

 

Köpekteki kulak hastalıklarının kaynağı nelerdir ?...

*Köpeklerde kulak ile ilgili problemler kedilere oranla çok fazla görülür. Bunun nedeni kulağın anatomik yapısının farklılığıdır. Kedilerde kısa ve düz olan kulak kanalı köpeklerde uzun ve dirsekli bir yapıdadır. Bu nedenle içten dışa geçiş (kulak salgılarının akışı) zor olduğu gibi, pisi otu ve benzeri yabancı cisimlerin kanaldan geçmesi durumunda erişilmeside bir o kadar zor olmaktadır.

*Köpeklerde görülen kulak hastalıklarının başında enfeksiyonlar gelir. Enfeksiyona neden olan etkenler çok çeşitlidir. Pisi otu ve benzeri yabancı cisimler, kene, uyuz gibi paraziter nedenler, bakteriler, allerjik nedenler, kulak salgısının dışarı çıkışına engel olan tümör ve papillomlar, kanalın daralmasına neden olan etkenler ve kanalı kaplayan tüyler gibi pek çok nedenle kulak enfeksiyonları gelişebilir.

*Enfeksiyon etkeni olan bakteriler kulak yolunda daima bulunur. Ancak bu bakterilerin enfeksiyona neden olması için uygun ortamı bulmaları gerekir. Bu durum ise kulakta ventilasyonun yetersiz oluşuyla doğrudan ilgilidir. Örneğin pisi otu, buğday başakları, kıymık vb.yabancı cisimler kulak kanalında öncelikle irkiltiye neden olur. Daha sonra oluşan kaşıntı, tahriş ve doku hasarı kanalda yangısal olayları başlatır. Yangıya bağlı olarak oluşan döküntüler, kulak salgısı ve kirler yabancı cisimle birleşerek kanalın tıkanmasına neden olur ki, bu kapalı ortam bakterilerin üremesine olanak verdiğinden enfeksiyonun başlaması da oldukça kolaylaşır.

*Paraziter etkenler ve allerjik nedenler de yine kanalda tahriş, kaşıntı ve yangıya yol açarak kanalın tıkanmasına ve dolayısıyla enfeksiyona sebep olurlar.

*Kulak kanalında normal olarak bulunan bu bakteriler yanında kanalda yerleşerek kulak enfeksiyonlarına neden olan patojen bakteriler de vardır. Bunlardan sık görülenleri Staphylococcus ve Pseudomonas türü bakterilerdir. Özellikle Pseudomonas aeruginosa türü bakteriler sadece özel bir grup antibiyotiye karşı duyarlı olup diğer medikal tedavilere direnç göstererek, nükseden kulak enfeksiyonlarına neden olurlar. Bu enfeksiyonlar uzun süreli ve ilerleyici enfeksiyonlardır. Tedavide gecikildiğinde orta kulak ve iç kulağa kadar yayılarak sağırlık, denge bozuklukları ve yürüyüş bozuklukları gibi ciddi problemlere neden olabilir.

*Dış kulak kanalında patojen bakterilere bağlı olmadan gelişen enfeksiyonun (otitis externa) yayılması ve orta kulakta enfeksiyonun (otitis media) şekillenmeside söz konusu olabilir. Enfeksiyonun ilerleyişi sırasında kulak zarında da hasar şekillenebileceği gibi buna bağlı olarak işitme kaybı da görülebilir.

*Ayrıca kulak kanalında gelişen enfeksiyona bağlı olarak, enfeksiyöz nitelikte olmayan bir çok kulak rahatsızlığı da görülebilir. Örneğin enfeksiyon nedeniyle oluşan kaşıntı, başın sürekli sallanmasına, kulağın sert yerlere sürülmesine buna bağlı olarakta kulak kepçesinde ki kan damarlarının zarar görmesine ve hematom şekillenmesine de neden olabilir.

*Yine kulaktaki kaşıntıya bağlı olarak kulak kepçesinde yaralanmalar şekillenebilir. Bazen kaşıntının şiddetine bağlı olarak geniş doku kayıplı yaralar hatta ülserler dahi şekillenebilir. Özellikle uyuz gibi paraziter bir etkene bağlı olarak görülen kaşıntılar şiddetlidir. Bu nedenle ayakları ile kaşınma ihtiyacı duyarlar. Kulak derisinde etkene bağlı olan hassasiyet ve gelişen dermatitis odakları bu tırnak darbeleriyle kolayca kanayan açık yaralar haline dönüşebilir.

*Bazı kulak hastalıklarında görülen en spesifik belirti ( örneğin kulağa pisi otu kaçması ) başın hasta kulak tarafına doğru eğik tutulmasıdır. Başın sürekli sallanması ve kaşıntıda bir okadar spesifik bulgulardır. Ancak bu belirtiler tüm kulak hastalıklarında görülmez. Örneğin otitis media'nın geliştiği durumlarda kaşıntı değil ağrı spesifiktir ve kulağına dokunulmasını istemez.

*Orta kulakta şekillenen iltihaplanmalar özellikle de uzun süren kronik durumlar iç kulağın ve dolayısı ile denge ile ilgili merkezin etkilenmesine neden olabileceğinden önem taşır. Denge merkezinin etkilendiği durumlarda köpeklerde görülen belirtiler, sinirsel kökenli bulgulara benzer. Sallantılı ve dengesiz yürüme, boyunun eğri tutulması, nystagmus gibi belirtiler yanında yüz sinirlerinde kontrolsüzlük ve sağırlık gibi belirtilerde görülebilir.

*Kulak hastalıkları özellikle Cocker gibi uzun kulaklı köpeklerde bir ırk hastalığı olarak görülebilir. Bazı ırklarda kulak kanalının ventilasyon yetersizliği dışında kulak hastalıklarına yatkınlıkta söz konusu olabilir. Örneğin Golden retriever, dalmatian, ingiliz buldog ırkı köpeklerde allerjik bünyelerine bağlı olarak dış kulak yolu yangıları daha sık görülür.

*Kulak hastalıklarının özellikle yatkınlığı olan ırklarda koruyucu önlemlerini almak gerekir. Bu amaçla haftada bir kulak temizliğini yapmak, kulak yolunda biriken kirleri ve uzamış tüyleri almak faydalıdır. Böylece kulak yolunda gerekli ventilasyon sağlanacağından enfeksiyon oluşumu da büyük ölçüde önlenmiş olacaktır.

*Kulak hastalıklarının tedavisi çoğunlukla semptomatiktir. Ancak tedavide genel amaç kulak kanalının temiz ve açık tutulmasıdır. Bu da rutin olarak yapılan kulak temizlikleri ile sağlanılabilir. Bu temizliğin veteriner hekim tarafından yapılması gerekir. Çünkü kulağın dirsekli yapısı iç bölümlere ulaşılmasına izin vermeyeceğinden evde yapılan temizlikler daha yüzeysel olacaktır.

*Enfeksiyon odağı tamamen tedavi edilmediği sürece enfeksiyon sürekli nüksederek yayılacağından daha ciddi sorunlara yol açabilir. Enfeksiyonun orta veya iç kulağa yayıldığı durumlarda medikal tedavilerle sonuç almak bazen imkansızlaşabilir. Böyle bir durumda operatif olarak kulak kanalının açılması gerekebilileceği gibi bazı durumlarda kanalın tamamen çıkarılması da gerekebilir.

*İşitme ve denge gibi önemli bir işlevi olan kulak, enfeksiyonlara karşı duyarlı olduğundan ve nükseler nedeniyle uzun süreli tedaviler gerekebileceğinden erken müdahale ve koruyucu temizlikler kulak hastalıklarında büyük önem taşır.

 

Kedi ve köpekler neden ot yer ?...

*Kedi ve  köpekler ot yiyerek beslenen yani otcul hayvanlardan değildir. Oysa bir çok kedi ve köpek sahibi kedi ve köpeğinin ot yediğini görmüştür.

*Çoğu zaman köpek veya kedi ot yediği zaman kusar, buda ot yediği için mi kusar, yoksa kusacağı zaman mı ot yer sorusunu beraberinde getirir.

*Ancak kedi ve köpekler özellikle kediler sürekli kendilerini yalayan ve temizliğini bu şekilde yapan hayvanlardandır.Ayrıca vücutta bulunan dış parazitleride patilerinin yanında dişleriyle uzaklaştırmaya çalışmaları da tüy yutmalarına neden olmaktadır. Yedikleri otun içerisin de bulunan selüloz sayesinde yutulan tüyler yumuşatılarak kusma yoluyla dışarı çıkarılabilmektedir.
Tam ve dengeli besin alamayan kedi ve köpeklerin de ot yediği az da olsa görülmektedir. Böyle bir sorun yaşandığında besinlerine yapılan takviyeler, öğün saatlerinin ve miktarlarının ayarlanması ile bu sorunu gidermek mümkün olabilir.

*Kısaca özetlenirse köpek ve kedilerin ot yemesi gayet doğal bir davranış biçimidir. Ancak evde bulunan bazı bitkiler ve çiçekler hayvanlar için zehirli olabilir.Bu konuda çok dikkatli olunmalıdır. Bu nedenle bahçeye ve sokağa çıkamayan kedilerin yemesi için hazır satılan ekilebilir, paketler içinde ürünler de bulunmaktadır.


Köpeğinize oyuncak seçerken nelere dikkat etmelisiniz...

*Oyun bir köpeğin sosyalleşmesi ve eğitiminde önemli bir rol oynar. Son yıllarda konunun önemi ve bir köpeğin sosyalleşmesinde oyunun rolü daha fazla ön plana çıkmıştır. Bu nedenle eğitmenler tarafından daha fazla önem gören, insanlar ve köpekler için eglenceli bir spor olarak tanımlanan “Agility” popülarite kazanmıştır. Ancak günlük yaşam şartları pek çok kişi için zamansızlık problemini getirmekte ve oyuncak zorunlu hale gelmektedir. İster yavru ister se yaşlı olsun bir köpeğin enerjisini harcayabilmesi için de olsa oyuna ihtiyacı vardır. Ancak oyun ve oyuncaklar iyi bir eğitim aracı olduğundan özellikle yavru döneminde daha fazla önem taşımaktadır.

*Bu nedenle oyuncak seçiminde bazı detaylara dikkat edilmelidir. Doğal olarak bu seçim sırasında yavru veya yetişkin köpeğinizin tercihi çok daha önemlidir. Bunu anlayabilmek için köpeğinizin mizacını bilmeli ve hangi tür oyuncaklarla daha fazla zaman geçirdiğine dikkat etmeniz gereklidir.

*Köpeğiniz bir oyuncak ile oynarken neler yapıyor, onu ısırıp bırakıyormu, parçalayarak veya yırtarak mı oynuyor yoksa onu saklamayı mı tercih ediyor. Eğer köpeğiniz parçalayarak ve yırtarak oynamayı seviyorsa tercihiniz sert kauçuk oyuncaklar, kauçuk top veya kemikler gibi dayanıklı malzemeden üretilmiş bir oyuncak olmalıdır. Eğer ısırıp bırakıyor ve parçalamıyor ise sesli veya sessiz lateks oyuncakları ve peluş oyuncakları tercih edebilirsiniz.

*İlgisini çeken oyuncakları seçtiğiniz taktirde oyun oynama ve dolayısı ile enerjisini harcama süresi artacaktır.

*Eğer onunla geçirecek vaktiniz varsa tut-getir komutlarını öğretebileceğiniz frizbi, top veya sopa şeklinde oyuncaklar seçerek birlikte aktif enerji harcamasını ve bu sırada öğrenmesini de sağlayabilirsiniz. Özellikle diş değişim döneminde köpeğinizin artan kemirme ihtiyacını karşılayabilecek dayanıklı oyuncakları tercih etmelisiniz.

*Ne tür bir oyuncak seçeceğinize karar verdiğiniz taktirde dikkat etmeniz gereken bir diğer konuda oyuncağın boyutudur. Çünkü özellikle henüz yavru olan köpeğinizin boğulma tehlikesi yaşamaması için yutamayacağı büyüklükte bir oyuncak olmasına dikkat etmelisiniz. Aksi taktirde kolaylıkla parçalanabilen oyuncaklar veya rahatça yutabileceği büyüklükteki oyuncaklar ciddi anlamda risk yaratabilirler.

*Her zaman için köpeğinizin oyuncaklarının sayısını bilmeniz bu tür bir risk yaşama olasılığında hızlı davranabilmeniz için önem taşır. Kaybolan bir oyuncak veya parçası eksik bir oyuncak bulduğunuzda onu gözlem altında tutarak hareketlerinde bir farklılık olup olmadığını takip etmelisiniz. Durgunluk, iştahsızlık veya kusma gibi normalin dışında gelişen bir durum söz konusu olduğu taktirde vakit geçirmeden veteriner hekiminizden yardım almalısınız. Yutulan bir parça veya oyuncak boğulma riski yaratmamış olsada sindirim sisteminde tıkanma riski yaratabileceğinden uygun müdahalenin vakit geçirilmeden yapılması gerekir. Bu durumun hayati risk yaratabileceği gözardı edilmemelidir.

Juen Pet Bilgi Portalı

 

Hangi gıdalar köpeğim için zararlıdır....

*İnsanların ve birçok hayvan türünün yemesinde sakınca olmayan pekçok gıda maddesi köpekler için tehlike yaratabilmektedir.

*Bunun nedeni ; köpeklerin farklı metabolizmaya sahip olmalarıdır. Bu gıdalardan bazıları sadece hafif sindirim problemleri yaparken, bazıları da ciddi rahatsızlıklara ve hatta ölüme sebep olabilmektedir. Köpekler kemik yer , kediler de süt içer genellemesi günümüz bilgileri ışığı altında çok da doğru olmamaktadır... Özellikle aşağıda belirtilen gıda maddelerinin köpeklere verilmemesi ve erişemeyecekleri yerlerde saklanmaları son derece önemlidir.

Hayvan Kemikleri(Tavuk,kuzu..vb) ve Balık Kılçığı ; Sindirim sisteminde tıkanma ve yırtılmalara sebep olabilir.Bu tıkanıklık ve yırtılmalar köpeğinizin sürekli kusmasına , enfeksiyonlara açık hale gelmesine,şiddetli kanamalara ve hızlı bir şekilde ölümüne sebep olabilir.

Çikolata, Kahve, Çay ve Kafeinli Maddeler ; Çikolata sadece şeker içerdiği için köpeklere zararlı zannedilmektedir . Aslında zararlı olmasının asıl önemli nedeni içerdiği birtakım maddelerdir. Çikolata Kalp-damar ve sinir sistemini etkileyen kafein, theobromine ve theophylline içermektedir. Bu maddeler merkezi sinir sistemini uyararak kalp atım sayısında artışa neden olurlar (taşikardi). Theobromine ve kafeinin öldürücü dozu 100-200 mg/kg olarak belirlenmiştir. Hafif ve orta dereceli belirtiler yanısıra felçler ve ölümle sonuçlanan vakalar mevcuttur. İçerdiği maddeler plasentayı geçtiği için anne karnındaki yavruyu ve süte geçtiği için annelerini emen yavruları da aynı oranda etkilemektedir.Bu sonuçlara maruz kalmamak için lütfen ödül olarak köpeğinize çikolata değil onun için üretilmiş ödül tabletlerini veya bisküvileri - krakerleri veriniz..Ödül vermek isterken istemeden yanlış sonuçlara neden olabilirsiniz.

Kedi Maması ; Köpeğinize kedi maması verdiğinizde , ihtiyacından fazla yağ ve protein almasına sebep olabilir ve alması gereken bazı aminoasitleri de almasına engel olabilirsiniz . Bu da bir çok sistemik bozukluklara neden olabilir.Yüksek kolesterol tıpkı insanlarda olduğu gibi köpeğinizde de kalp damar sisteminde tıkanıklık yaratabilir ,ayrıca yüksek tansiyon , böbreklerde ve gözlerde hasarlar da gelişebilir. Karaciğer yağlanabilir ve daha bir çok organda istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir.Aynı şekilde kedilere de köpek maması vermemelisiniz.

Bebek Maması ; Köpekler için toksik olan soğan tozu içerebilirler.Bu da köpeklerde kansızlığa neden olabilir.

Hayvansal yağ parçaları ; Özellikle yemek yediğimizde sofradan artan parçalar daima köpeğimizin tabağına konur , o da bizimle aynı gıdaları yemelidir düşüncesi vardır hep ; ama nedense onun payına daima bizden artanlar, tavuğun derisi , kuzunun sakatatları ve özellikle de yiyemediğimiz yağlı parçaları düşer...Köpekler etçil canlılar olarak bilinirler ve bu yüzden her türlü et ve benzeri ürünü yiyebileceklerini düşünürüz..Evet yerler ama ertesi sabah şiddetli bulantı başladığında , kusma başladığında sebebini anlayamadığımız bir şekilde onun pankreasını bozmuş olduğumuzu bilmeden Veteriner hekimimize koşarız ve akut pankreatit nedeniyle aniden ölümüne neden olduğumuzda nerede yanlış yapmış olabileceğimizi düşünürüz...

*Kurban Bayramında özellikle dikkat etmemiz gereken iki önemli konu vardır. Birincisi kesilen Kurbanın artan yağlarını , sakatatlarını ve yenmeyen tüm kalıntılarını son derece dikkatli bir şekilde derine gömmeli ya da varsa eğer toplayan kuruluşlara vermeliyiz ki köpeğiniz ya da sokakta yaşayan diğer köpek dostlarınız bu artan kısımları gömüldükleri yerden kazarak çıkartmasın ve yiyerek akut pankreatit nedeniyle hayatlarını kaybetmesinler . İkinci önemli konu ise evde verdiğiniz ziyafet sonrası bol miktardaki yenmeyen yağlı hayvansal gıdaları kendi ellerinizle köpeğinizin tabağına koymamanız ve ona ziyafet çektirmek isterken hastalanmasına neden olmamanızdır...Tabağına konan onun için özel olarak hazırlanmış , doktor tavsiyesiyle almış olduğunuz kuru mama olmalıdır.Bu onun için en sağlıklı ve en güvenli ziyafet şeklidir bunu asla unutmayınız...

Süt ve Süt Ürünleri ; Bazı köpek ve kediler yeterli miktarlarda lactase enzimine sahip olmayabilirler. Bu enzim sütün içindeki “lactose” adlı maddenin parçalanmasını ve sindirilmesini sağlayan enzimdir. Bu enzimin yetersizliği gaz , hazımsızlık ve ishalle sonuçlanabilir..İshal sonucu bozulan sindirim sistemi düzeni bir çok bakterinin saldırıya geçmesine ve kedi ya da köpeğimizin hastalığının şiddetlenmesine sebep olabilir.Laktozsuz süt belki bu konuda bir seçenek olabilir.

Ciğer(Karaciğer) ; Fazla miktarda karaciğer A vitamini zehirlenmesine sebep olup kas ve iskelet sisteminde istenmeyen etkilere neden olabilir (kemiklerde kırılmalar vs.)

Küflü ve Bozuk Gıdalar,Çöpler ; İçerdikleri yüksek orandaki toksin nedeniyle şiddetli kusma ve ishalle başlayan ve sonunda bir çok organda hasara sebep olabilen ciddi hastalıklara neden olabilirler.

Soğan ve Sarmısak ; Çiğ , pişmiş ya da toz fark etmez tüm soğan ve sarmısak ürünleri içerdikleri sulfoxide’ler ve disulfide’ler nedeniyle toksiktirler . Kırmızı kan hücrelerinde yıkımlanmaya ve sonuç olarak da anemiye yani kansızlığa neden olurlar..Kediler maalesef bu konuda köpeklerden daha hassastırlar ve daha fazla etkilenirler.

Çiğ Yumurta ; “Avidin” olarak adlandırılan bir enzim içerir ve bu enzim Köpeklerde Biotin (B7 vitamini-Vitamin H)’nin vücutta yararlanımını azaltır.Sonuç olarak deri ve tüy problemlerinin ortaya çıkmasına sebep olur.Ayrıca içerdiği bazı bakteriler nedeniyle çiğ yumurta yenmesi son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir.Yumurta bazen yüksek oranda salmonella içerebilmektedir ve zehirlenme belirtileri ortaya çıkabilmektedir.

Çiğ Balık ; Tiamin ( B1 Vitamini) eksikliği sonucu iştahsızlığa ,epilepsiye ve çok ciddi boyutlarda olduğu taktirde ise ölüme sebebiyet verebilir.Çiğ balığın devamlı verilmesi durumunda Tiamin yetersizliği daha sık gözlenir.

Tuz ; Çok büyük miktarlarda alındığında vücutta elektrolit dengesizliği ortaya çıkabilir. Hipertansiyonu olan hastalarda sürekli alınan tuzlu gıdalar kalp ve böbrek hastalıkları konusunda ölümcül sorunlara neden olabilir.

Şekerli Gıdalar ; Obezite, diş hastalıkları ve muhtemel şeker hastalığına(Diyabet) sebep olurlar. Diyabet sonucu vucudun bir çok organında hasar söz konusu olabilir.Bunlardan biri de gözlerde gelişen körlüktür.

Salam-Sosis: Bol miktarda içerdikleri baharatlar nedeniyle özellikle yavru köpeklerde kusma ve ishale neden olabilmektedirler.Ayrıca koruyucu olarak içerisinde barındırdıkları sodyum nitrat ve sodyum nitrit ..vb maddeler kanserojen özelliği taşıdığından köpek ve kedilere verilmemelidirler.

Patates ve domates sapları-yaprakları ; İçerdikleri oxalate’lar sindirim, sinir ve üriner sistemde hasara neden olabilir .Bu daha çok çiftlik hayvanları için tehlike arz etmektedir.

Yemek artıkları ; Dengeli bir besin kaynağı olmadığı için, köpeğinizin günlük gıdasının %10’unu geçmemelidir.Artık hayvansal yağlar kesinlikle verilmemelidir.Etlerin yağları ayrılmalı ve kemikler kesinlikle verilmemelidir.

Tütün ; İçerdiği Nikotin ile sindirim sistemi ve sinir sistemini oldukça ciddi etkiler. Hızlı kalp atışı, bayılma ve ölümle sonuçlanabilen ciddi etkileri vardır.

Turunçgiller ; Turunçgillerden çıkarılan yağlar bulantı ve kusmaya neden olabilir.Bol miktarda C vitamini içerdiği düşünülerek kış aylarında köpeğimizle portakal ve mandalinamızı paylaştığımızda bunu hatırlamalı ve hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlamaya çalışırken onun hastalanmasına neden olmamaya özen göstermeliyiz.

Üzüm ve Kuru Üzüm ; Böbreklerde yıkıma neden olduğu düşünülen bir toksin içerdiği tespit edilmiştir.Fazla miktarda yenmesi sakıncalı olabilir.

Alkollü içeçekler ; Az bir miktarı bile İntoksikasyon(zehirlenme), koma, ve ölüme sebep olabilir.

*Çoğu zaman duyarız ; hayvansever dostlarımız ve biz hekimlerin hasta sahipleri aralarında konuşurlarken hep şunu söylerler “Köpeğim ben ne yiyiyorsam onu yer”.Bu düşünce tarzını yavaş yavaş yeni bilgilere ve yeni düşüncelere bırakmalıyız...Köpeğiniz siz ne yerse onu değil sadece onun için uygun olan gıda maddelerini yemeli... Köpeğinizin yaşına,ırkına,cinsiyetine,kilosuna, risk altında olduğu hastalığa ve geçirdiği operasyon varsa ona uygun Veteriner Hekiminizin tavsiye ettiği bir mamayı tercih etmelisiniz.
*Örneğin ; köpeğiniz iri ırk (Sivas Kangal,Boxer,Rotweiler,Labrador Retriver,Golden Retriver,German Shephard ... vb) ise ve onu ev yemeği ile besliyorsanız kemik gelişimi için ihtiyacı olan bir kaç maddeyi veremiyorsunuz demektir. Ev yemeği verdiğinizde kalsiyum vermem gerekir diye düşündüğünüzde kemiklerin gelişimini hızlandırarak kalça çıkığı riskini arttırdığınızı da bilmelisiniz.Kemiklerde üremeler ve ilerleyen yaşında böbreklerinde taşlar ya da damarlarında kireçlenmeler belki de gelişsin diye düzensiz verdiğiniz kalsiyumdandır kim bilir.?

*Köpeğinizin ağzından kötü kokular geliyor ve siz bunun çaresini arıyorsunuz belki kuru mama vermiş olsaydınız ağzını saran tartarlardan çoktan kurtulmuş olacaktınız.Ağız ve diş eti yangısı nedeniyle bozulan iştahı yeniden eski halini alacak ve ağız içinde üreyen mikroorganizmalar köpeğinizin kalp kapakçıklarını yada böbreklerini de hasara uğratmayacaktı.

*Köpeğinizin gittikçe şişmanlaması ,obezite ve şeker hastası olması belki de onun için hazırladığınız makarnalı pilavlı özel karışımdan kaynaklanıyor.Sadece şekerin değil vücuda alınan karbonhidratların da vücutta şekere dönüşebildiği ve Diyabet riskini arttırdığını unutmamalısınız.

*“Hangi Gıdalar Köpeğim İçin Tehlikeli Olabilir?” sorusunu bir kez daha kendi kendinize sorunuz ve en kısa zamanda Veteriner Hekiminizle irtibata geçip onun için en iyi olanın ne olduğu konusunu bir de hekiminize danışınız...

 

Sokak kedisini ev yaşamına alıştırabilirmiyiz....

*Pek çok kedi sahibinin karşılaştığı sorunlardan biri, doğaya çıkmaya alışık bir kediyi ev yaşamına adapte etmektir. Günlük yaşamımızda kedi sahipleri taşınma, paraziter nedenler veya dışarıda yaşanabilecek risklerin artması gibi pek çok nedenle kedisinin dışarıya çıkmasını arzu etmemektedir.

*Ancak kediniz, günün belirli saatlerinde dışarı çıkmaya alışıksa bu değişikliği kabullenmesi oldukça zor olacaktır. Kuralların değişmesini yadırgayacak ve bu değişime adaptasyonu zaman alacaktır. Bu nedenle bu zorlu süreçte ona destek olmalı, hayatını kolaylaştıracak ortamlar yaratmalısınız. Bu amaçla yapacağınız değişimlerde başarı sağlayabilmeniz için bir kedi gibi düşünebilmelisiniz.

*Öncelikle, evinizi dikkatlice gözden geçirmeli ve kedinizin bakış açısıyla değerlendirmeye çalışmalısınız. Dışarıda eğlenceli, hareketli bir yaşantısı olduğunu, avlandığını, böcekleri izlediğini, ağaçları tırmaladığını ve güneşe serilip uyuduğunu düşündüğünüzde ev yaşantısına geçişin onun için ne kadar güç olacağını tahmin edebilirsiniz. Bu aşamada yapacağınız değişikliklerin onun ihtiyaçları doğrultusunda olmasına özen gösterdiğiniz taktirde uyum sürecinin kısalmasını sağlayabilirsiniz.

*Kediler doğal yaşamda pek çok ihtiyacını giderebilirler. Doğa onlara en güzel tırmalama objelerini sunar. En zevk aldıkları eylem olan tırmanma hem gerinme ve esneme ihtiyaçlarını, hem de tırnaklarının doğal olarak törpülenmesini sağlar. Kedinizi ev yaşamına geçirdiğinizde ilk dikkat etmeniz gereken konulardan biri bu olmalıdır.

*Kedinizin nasıl bir objeyi tırmaladığını izleme şansınız varsa bunu evde taklit etmeniz kolaylık sağlayacaktır. Örneğin uzun ve dik ağaç gövdelerini mi, yoksa yatay objeleri mi tırmaladığını tespit ederek, tırmalama kütüğünü buna uygun olarak yerleştirebilirsiniz.

*Eğer kediniz ağaç dallarına çıkıp oradan etrafı seyretmeyi seviyorsa, pencere önüne yerleştireceğiniz bir kedi ağacı işinizi kolaylaştıracaktır. Bu sayede dışarıdaki kuşları izleyebileceği gibi güneşli saatlarde uyumak için de burayı kullanabilir. Kedi ağaçlarının iki farklı tırmalama postu olan ve farklı iki yükseklikte platformu bulunanları tercih etmeniz sizin için daha avantajlı olacaktır.

*Dışarıda yaşayan bir kedinin çevresi limitsiz av ve dinamik bir çevrenin diğer olanaklarıyla doludur. Bu nedenle eve alınan bir kedi, kendini tutsaklık altında hissedebilir. Düzenli bir program dahilinde interaktif oyun saatleri uygulayarak kedinize hem egzersiz ve eğlence yaratmış olursunuz, hem de istenmeyen tahrip edici davranışların önüne geçme şansınız olur. Çünkü, dışarıda bütün gün hareketli olan bir kedinin birden bire saatlerini cam önünde uyuyarak geçiren bir kediye dönüşmesini beklemek haksızlık olur. Onunla interaktif oyunlar oynayamadığınız veya işte olduğunuz zamanlarda radyoyu kısık sesle açabilir veya oyalanması için aktivite oyuncaklarını çevrede bırakabilirsiniz. Dışarıda devamlı değişken ve hareketli bir çevreye alışmış olan kediniz, içi ödül dolu bir oyuncağın aniden ortaya çıkmasından mutluluk duyacaktır. Ayrıca içine girip oynayabileceği bir kağıt torba veya kutu da oldukça hoşuna gidecektir.

*Kedinizi eve alıştırma sürecinde yaşayabileceğiniz önemli sorunlardan biri dışarı çıkma isteğidir. Önce kapının önünde durup uzun uzun miyavlama ve peşinizde dolaşmakla başlayacak, sizden umudunu kesince evden çıkmanın yollarını aramaya çalışacaktır. Kapıyı tırmalamak ve halıyı kazmaya çalışmak bu çabaların başında gelir. Akıllı kediler başarısızlığın ardından olayı kabullenmiş görünür, ancak kapı açıldığı an dışarı fırlamak için fırsat kollar. Bu durumu bir arkadaşınızdan yardım alarak çözümleyebilirsiniz. Kapıyı kedinizin kaçamayacağı kadar aralık bırakın, dışarıda bir arkadaşınız dursun ve kediniz çıkmaya çalıştığında farkettirmeden aralıktan su püskürtsün. Bu durumda kediniz kapıdan çıkmaya çalıştığında ıslanmaktan hoşlanmayacak ve bu kötü deneyimden kapıyı sorumlu tuttuğu için bir süre sonra davranışından vazgeçecektir. Su püskürtürken kedinizin yüzü değil, patileri hedeflenmelidir. Ayrıca dışarı kaçma isteğinin hormonal ihtiyaçlardan kaynaklanması gibi bir durumda söz konu olabileceğinden, kısırlaştırma operasyonu yaptırarak bu konuyu çözümleyebilirsiniz.

*Kediniz bütün ihtiyaçlarını dışarıda gördüğü için tuvalet kabına alışık değilse bu alışkanlığı edinene kadar onu sınırlı bir bölgede tutmanız gerekebilir. Tuvalet kabını seçerken açık ve geniş bir kap ve ince taneli kum olmasına dikkat etmelisiniz. Ayrıca kum kabına ve kumuna adapte oluncaya kadar alışık olduğu bahçe toprağından bir miktar kum kabına koyarak daha sonrada yavaş yavaş miktarını azaltarak veya alıştırıcı çiş damlalarından kullanarak kumuna alışmasını kolaylaştırabilirsiniz.

*Ev ortamında kedinizin bir süre mutsuz olabileceğini ve bu dönemde iştahsızlık ve keyifsizlik gibi bazı olumsuzluklar da yaşanabileceğini unutmamalısınız. Ancak kısa sürede ev içinde de ihtiyaçlarının karşılandığını gören kediniz yine eski neşesine kavuşacaktır.

Juen Pet Bilgi Portalı

Kedilerde aspirin zehirlenmesi...

*Aspirin; etken maddesi asetil salisilik asit ; analjezik, antienflamatuar, antipiretik ilaçlar içinde en fazla kullanılan en etkin ve en ucuz olanıdır.

*Ancak özellikle tedavi dozunu aşan miktarlarda alındığında kedilerde, köpeklere oranla zehirlenme olaylarına daha çok rastlanılır.  Orta ve hafif doz aşımlarında sadece klinik belirtiler gözlenmesine karşın yüksek doz aşımlarında ölümle sonuçlanabilen bir toksititeye sahiptir. İlacın kedilerdeki biyolojik yarı ömrinün uzun olması nedeniyle; köpeklere oranla 10 kez daha toksik etkiye sahiptir.

*İlacın terapötik dozu kedilerde oral yolla 100-300 mg köpeklerde ise günde iki kez 300-1000 mg arasındadır.

Gelişimi nasıldır?

*Kedilerde aspirinin plazmada konsantrosyonunun yüksek düzeylere ulaşması ve yarı ömrünün daha uzun olması zehirliliğini daha çok artırmaktadır.

*Salisilik asit kanın pıhtılaşma süresi üzerinde etkin rol oynar ve pıhtılaşma süresini uzatır. Bu nedenle serum protein miktarının artışı yanında kanda karbondioksit miktarında da artmaya neden olarak vücut fonksiyonlarında aksamalara neden olmaktadır.

Klinik belirtileri nelerdir?

*Hafif zehirlenmeler olarak tanımlanabilecek durumlarda ilk gözlenen klinik belirti bulantı ve kusmadır. Ayrıca solunumun sayısında artış, beden ısısında yükselme ( aspirinin ateş düşürücü etkisi olmasına rağmen ) dehidrasyon, kordinasyon bozukluğu ve dengesizlik görülebilir. İlerleyen durumlarda kordinasyon bozuklukları belirginleşir ve ataksi görülebilir. Hayvanlar dengesini koruyamaz ve yere düşerler.

*Daha ağır zehirlenme olaylarında kusma, hiperemi, dehidrasyon ilk gözlenen belirtilerdir. Solunum yetmezliği, solunum havasının aseton kokması , kaslarda titremeler ve solunum güçlükleri belirginleştikçe koma hali gelişebilir ve kısa sürede ölüm şekillenebilir.

Tanı ?

*Anamnez, klinik bulgular, ayrıca kan ve idrar muayenelerinden elde edilen bulgulara göre kesin tanı konabilir. İdrarda bilirubin vardır. Kanın pıhtılaşma süresi uzar, total serum protein miktarı artmıştır. Lökosit sayısında ve kanın pH’sında düşme ve CO2 düzeyinde artma gözlemlenir. Kan serumunda potasyum miktarı azalmıştır. Kesin tanı için, kanda salisilat düzeyi sapanmalıdır.

Tedavi ?

*Midenin boşaltılması amacıyla kusturucu ilaçlar, mide lavajı için de karbon medisinal gibi ilaçlar kullanılabilir. Ayrıca %0.1’lik Potasyum permanganat ile mide yıkanabilir. Dedehidrasyona karşı parentaral sıvı sağaltımı uygulanır. Ayrıca ürinasyonu arttırmak ve salisilatların eliminasyonunu hızlandırmak için parentaral diüretikler uygulanır. (Lasix)

*Ayrıca Aspirin; kapillar damarlarda kanamayı kontrol eden plazma faktörünü deprese ederek kanama süresini uzattığından, hayvana K vitamini enjeksiyonları yapılmaşıdır.

Sonuç ?

*Kedilerde toksik etkisi belirgin olan aspirinin; ateş düşürücü, ağrı kesici  ve yangı giderici olarak kullanımı veteriner hekimlerce pek tavsiye edilmez. Onun yerine geçen başka ilaçlar önerilmelidir.

 

Süt kediler için zararlımıdır....

Kedi ne yer ne içer diye sorulsa herhalde akla ilk gelen şey süttür. En doğal besinlerden olan süt fazla miktarda verilirse kediniz sütü sindiremeyeceğinden kolaylıkla ishal olacaktır. Çünkü süt her kedi için sindirimi pek de o kadar kolay bir içecek değildir. Bu sebeple kedilere süt verirken daha özenli olunması ve onların bire bir oranında  sulandırarak sindirebileceği ölçüde verilmesi gerekir.

Süt protein ve yağ açısından zengin bir içecektir. Ama bu zengin içerik kedilerin sindirimini oldukça zorlar.  O yüzden genelde 4 kg. ağırlığındaki bir kediye 1/4 litre kadar verilen süt bizce küçük bir kapmış gibi görülse de kediniz için ağır bir yemek olacaktır.

Laktoz, süt şekeride denilen, süte tat veren bir maddedir. Laktoz duyarlılığı insanlar dahil tüm memelilerde görülen bir durumdur. Sebebi vücutta laktozu sindirmeye yarayan laktaz enziminin bulunmamasıdır.

Aşırı süt içilmesi durumunda sütteki laktoz yeterince sindirilemez ve kalın barsaklara giden laktoz bu durumda barsaklarda bakterilerin çoğalmasına ve barsak enfeksiyonlarının oluşmasına ya da barsaktan vücuda yayılan diğer enfeksiyonların başlamasına sebep olur.

Kedinize süt verirken ölçünüz şu olmalıdır. Kedinizin 1 kg. ağırlığının karşılığında 1 gram kadar laktozu sindirmesi mümkündür. Yani 4 kiloluk bir kedi için 4 gramdan fazla laktoz içeren süt verilmemelidir.

Peki laktozun ölçüsünü nasıl anlayacaksınız. Pastörize sütlerin kabında içerdiği materyaller yazmaktadır. Sütün litre ölçüsüne kıyaslayarak laktoz dozajını ayarlayabilirsiniz.

Ayrıca kedinize süt verirken verilecek süt kadar su eklemeyi unutmamalısınız. Bu sindirimi daha kolaylaştıracaktır.

Önemli bir hatırlatma, süt asla suyun yerini tutmaz. Kedinize süt verdiğiniz için suyu kesmemelisiniz. Su, sütten çok daha önemli ve zorunlu bir içecektir. Her daim de taze tutulmaya çalışılmalıdır.

Kedilerde ağız ve diş sağlığı nasıl olmalıdır...

Kedinize yumuşak, unlu ve şekerli gıdaları vermekten kaçının. Her 3-4 ayda bir kedinizin ağız ve dişlerini Veteriner Hekime kontrol ettirin. Yemek yeme güçlüğü, ağız kokusu, diş etlerinde kızarıklık, ağlama, saklanma, başına dokunulmasından rahatsızlik duyma gibi durumlarda mutlaka zaman geçirmeden Veteriner Hekimin görüşlerini alın. Sebepsiz davranış bozukluklarının da ağız ve diş sağlığındaki bir problemden kaynaklanacağını unutmayın.

Diş taşı problemini önlemek için sert ve kemirilebilecek oyuncaklar verin ve Veteriner Hekim tavsiyesinde kuru mama yedirin. Mümkünse haftada bir dişlerini fırçalamaya çalışın.

Kedimin kanser olduğunu nasıl anlarım...

*Kanser, hücrelerin anormal kontrolsüz büyümesidir. Kanserin seyri dokulara ve hücre türüne bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Hayvanın üzerinde anormal bir şişkinlik veya parça şüphelendirir. Her şişkinlik kanser değildir. Çoğu farklı nedenlerden kaynaklanmış olabilir.

*Kanser riski herhangi bir hayvanda ve herhangi bir yaşta görülebilir. Ama belirli kedi türlerinde daha duyarlı olabilir. Her beş kediden bir tanesinde kanser olma riski bulunmakta olup, bunlarında yüzde 50' si 10 yaşından sonra kansere yakalanabilir. Siyam kedilerinde diğer ırklardan daha erken yaşlarda görülür. Ultraviole ışınlarıinsanlar gibi hayvanlarıda etkileyebilir. Özellikle beyaz tüylü ve seyrek tüylü kedilerde cilt kanseri olma riski daha fazladır. Kediler ilk  Kızgınlıktan önce kısırlaştırılır ise rahim ve meme kanseri riski ortadan kalkar.

*Kediler yaşamlarının bir aşamasında kanserle karşılaşabilirler. İnsanlarda olduğu gibi kedilerdede kanserin nedeni hala anlaşılamamıştır.

Nedenler  ;

*Toksik kimyasal madde ve zararlı ışınlara maruz kalma

*Genellikle bulaşıcı hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sistemindeki zayıflık

*Kedi Lösemi Virüsü

*Genlerde ki anormallıklar

*Kedilerde kanser belirtileri çok değişkendir ve doku hücrelerindeki türüne bağlıdır. Özellikle kedilerde tümörler belli olmaz ve sinsi seyreder.

 

Belirtileri :

*Vücudun herhengi bir yerinde kalıcı, inatçı yada gelişmeye büyümeye devam eden anormal şişkinlikler.

*İştahta azalma

*Kilo kaybı

*Vücut boşluklarından sızan akıntı ve kanama

*Kötü koku

*Hareket etme de isteksizlik, direnç düşüklüğü, halsizlik, depresyon

*İyileşmeyen yaralar

*Yemek yeme yada yutmada güçlük

*Kalıcı topallık ya da kasılma

*Nefes almada güçlük

*Ateş ve kusma

*Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik(İshal veya kabızlık)

*Bu belirtiler bir çok hastalıkta ortak olabilir ve ayırıcı tanı gerekir. Bu nedenle kedinizde bu belirtiler mevcutsa kediniz mutlaka kanserdir anlamına gelmez. Ama mutlaka Veteriner hekim tarafından muayene edilmelidir.

 

*Kanser tespiti konulan bir kedinin bakımı için dikkat edilmesi gereken önemli 3 husus vardır:

* Bunlardan ilki, kedinizin acı çekmesini önlemenizdir. Bu durum, kedinizin daha uzun ve kaliteli bir hayat sürebilmesi için olmazsa olmaz bir bakım tarzıdır.

* Önce hafif ağrı kesiciler, eğer gerek görülürse güçlü ağrı kesiciye geçilir. Ameliyat zorunluluğu olan bir kedi için ameliyat sırasında ağrı kesici verilir ki ameliyat sonrası etkisini gösterebilsin.

* Dikkat edilmesi gereken ikinci husus, kedinizin kusmasını önlemektir. Kemoterapi gören hayvanlarda kusma olağan bir tepkidir. Kusma ile kediniz yoğun miktarda su kaybı yaşayabilir. Kusan kedilerde iştah kaybı genellikle görülür. Bu gibi durumlarda su ve besin kaybının önüne geçilmelidir. Kusma durumunda veterinerinizden destek almalısınız. Kusma sorunu yaşayan kediler için bir diğer tedbir ise, kedinizin tedavi süresince aç kalmasını önlemektir. Bunun en güzel yolu, iştah açıcı, kedinizin sevdiği yiyeceklerin ısıtılarak, ferah ortamlarda verilmesi gerekir. Veterinerinizin tavsiye edeceği iştah açıcı ilaçlar da faydalı olabilir. Doğru bir diyet, kedinizin sindirim sistemini çalışır vaziyette tutmasının yanında kemoterapiye karşı direnci de artıracaktır. Bu hassas dengeyi koruyabilmek için her hasta kediye farklı bir beslenme programı hazırlanmalıdır.

Beslenme programında dikkat edilecek  hususlar ise:

*Karbonhidrat miktarını ayarlamak

*Belirli oranda, kolay sindirilebilir protein desteği sağlanmalı

*Belirli oranda Omega-3 verilmelidir.

*Bu besinlerin oranlarını ayarlamak için Veteriner Hekiminizden destek almalısınız.

Kanser tedavi edilebilir mi ?

*Kanserin türüne bağlı olarak iyi huylular tedavi edilebilir.Yaygın bir hal aldı ise tedavide de değişkenlik görülebilir. Tam tedavi yada kedinizin yaşam kalitesi ve süresini uzatabilir. Kanser tedavisi için 3 temel seçenek vardır. Tedavi kombinasyonunun tedavi şansı vardır.

Tedavi seçenekleri şunlardır:

Cerrahi :

* Katı doku kanserleri için genellikle en iyi seçimdir.Eğer kanserli doku iyi huylu ve diğer dokulara yayılmamış ise iyi netice alınır.

Kemoterapi (İlaç tedavisi) :

*Kanserin kan veya birdan fazla dokuları etkilemesi durumunda en iyi seçenektir. İkincil tümörlerin oluşumunu engellemek ve cerrahi müdahaleden sonra kedinin yaşam kalitesini uzatmak için kullanılabilir. Ancak insanlarda da görülen yan etkilere kediler daha duyarlıdır.

 

Radyoterapi :

*Radyasyon terapisi kemoterapi ve ameliyat ile birlikte tercih edilebilen bir yöntemdir. Bu yöntem, vücuda çok yayılmamış ya da lokal tümörlerin potansiyel tedavisinde kullanılır. Tedavi, tümörü yok edemese dahi, tümörü küçülterek kedinizin daha kaliteli bir hayat sürmesine yardımcı olur. Ağız ve burun civarındaki tümörler radyasyon tedavisine daha iyi cevap verir. Benzer şekilde beyin ve küçük deri tümörleri de bu yöntem ile yapılan tedaviye iyi cevap verir. Radyasyon terapisinde, foton, elektron ve gama ışınları tümöre odaklanır. Bu foton, elektron ve dalgalar hücrenin çekirdeğine geldiğinde, o hücrenin bölünmesini ve büyümesini engeller. Hücrenin büyüme hızının yavaşlatılması ve kanserli hücrenin öldürülmesi, tümörün büyümesini engeller ve zamanla küçülmesine neden olur. Radyasyon terapisi hastalıklı hücrelerin yanında sağlıklı olanları da etkiler, fakat bu teknik sağlıklı hücrelere verilen zararı en düşük seviyede tutmaya çalışıp tümöre etkiyi artırmak üzere geliştirilmiştir.

Kedi Bakımı...

*Kedinizin kendini güvende hissedebileceği kendine ait bir yuvası, her zaman temiz tuvalet kabı ve temiz suyuyla maması hep aynı yerinde durmalıdır.

*Uzun tüylü kedilerde günlük bakım olarak tüylerin fırçalanması, gözlerin temizlenmesi gerekir. Tüylerin ve derinin bakımlı ve sağlıklı kalmasını sağlamak için beslenmelerine ve gerekli vitamin takviyelerine dikkat edilmelidir. Hayvanınızın tüy yapısına uygun olan fırçalar seçilmeli ve buna alışmaları sağlanmalıdır. Bu yüzden de fırçalama işlemine de yavruyken başlamakta yarar vardır.  Günlük olarak parmak araları kontrol edilmeli , batan veya sıkışan bir cismin iltihabik bir duruma yol açması engellenmelidir. Kendine ait top ve oyuncaklar onun sıkılmasını ve koltukları tırmalamasını engeller.

Kediler banyo yapmaktan hoşlanmazlar ve tüylerini yalayarak temizlerler. Bu yüzden de tüylerinin günlük olarak taranması önemlidir. Bu sayede tüy yumaklarını yutmaktan kedinizi alıkoymuş olursunuz.

*Hoşlanmasalar da kediler de banyo yapabilirler. Ancak derilerinin hassas olduğunu göz önüne alınarak mutlaka dermatolojik şampuanlar kullanılmalı, asla insanlara özel ürünler kullanılmamalıdır.

*Kediler, köpeklere göre tuvalet konusunda çok daha problemsizdirler ve kabı temiz olduğu sürece, kızgınlık dönemi hariç, etrafı kirletmezler. Çoğu zaman kedinize tuvalet kabının yerine bir kez göstermeniz yeterlidir.

0-2 HAFTA:
*Annelerinin bakımında olan bu dönemdeki yavrular,zamanlarının tümünü süt emerek ve anneleri yanlarında yokken ağlayarak geçirirler.Bu dönemde fiziksel organlar yavaş yavaş belirginleşecek,gözler kapalı kalmaya devam edecek ve tüyler şekil almaya başlayacaktır.

*Annelerinin bakımında olmayan sizin sahiplenmek durumunda kaldığınız bu evredeki kediler,bakımı zor ve sürekli dikkat isteyen bebeklerdir..
Annesinin yerini alacak,sık sık karnını doyuracak,altını temizleyecek ve vücut bakımını yapacaksınız!

*Öncelikle,Pet Shop yada Veteriner Kliniklerinden edineceğiniz bir (hayvanlar için özel)biberon ve anne sütü değerlerine yakın mama tozu yada sütü ile işe başlamalısınız.İnek sütü kullanmanız belki onu öldürmeyecek ama yeterince besleyemeyeceği gibi,ağır ve yağlı geleceği için ishal olmasına sebep olacaktır.Bunu yapmak zorundaysanız süt, ılık,taze ve yarı yarıya suyla karıştırılmış olmalıdır..
Biberon,insanlara kullanılan biberonlardan olmamalıdır!Bunun sebebi,ucun büyük olması,ağzıyla kavrayamaması ve boğaza kaçırılan 1 damla gıdanın ciğerlere dolarak nefes almasını engellemesi ihtimalinin yüksek olmasıdır..
Yemek araları,dün boyu hangi sıklıkta besleyebiliyorsanız diye tarif edilebilir!Yani her yarım saatte bir azar azar beslemek,kendisi emebilen bir bebek için ideal öğünlerdir.

*Karnını doyurduğunuz bebeğinizin tuvaletini de yaptırmalısınız:)Bunu için hemen her yemek sonrası nemli bir pamuk  yardımıyla annesinin onu yaladığı hissini vererek idrar yaptırabilirsiniz.Kakasını kendi yapacaktır ancak dışarıya atmakta zorlanıp zorlanmadığını kontrol etmek size düşecektir..

*Vücut bakımında diğer önemli bir konu da,gözlerdir.Henüz açılmamış olan gözler,çapaklanma ve akıntı yapabilir.Annesinin yerine gözleri temizlemek görevi de de sizin bakımınızda olacak..Eczaneden edinebileceğiniz serum fizyolojik yada temiz su-pamuk yardımıyla bastırmadan ve gözleri aralamaya çalışmadan sık sık göz çevresini silmeli ve temiz tutmalısınız.
Bebek,sütü kendi emmelidir,siz onun ağzına sütü sıkmamalısınız!


2-4 HAFTA:
Bu döneme gelmiş bebek kediler, anne bakımındaysalar iyice ortaya çıkmaya,annelerinin yanından hafif hafif uzaklaşmaya başlamışlar demektir..
Dişler henüz patlamamış,düşe kalka yürüme denemeleri son safhada iyice belirginleşmiştir..Gözler açılmış,tüyler uzamaya başlamıştır ve annelerine itaat etme yolunda hızla ilerlemektedirler..
Sizin bakımınızdaki bu evrede bulunan bebekler,yaygın tabirle kendilerini kurtarmışlardır.Yürüme denemelerindeki bu bebekler,ayakkabılarınıza ulaşmamalı, mümkün olduğu kadar belli bir bölgede barınmalıdırlar 4 haftalık dönemde,püre halindeki gıdaları (et-sebze-balık)ve bebek konservelerini yemeye başlayabilirler..


4-8 HAFTA:
Bu dönem,parazit tedavisi ve ve aşılamaların başladığı oldukça hareketli bir dönemdir.Kediler tuvalet kaplarını kolayca benimser ve kuru mama yemeye başlayabilirler..Kuru mamalar,tercihen profesyonel ve bebek yaş grubuna göre seçilmiş olmalıdır.Kemik ve kas gelişimi,vücut değerleri bakımından vitamin-mineral katkıları kullanmaya başlayabilirsiniz.Bu ürünler her yaşa uygun seçilmeli,hekim tarafından önerilmelidir.Bu dönemle beraber sizin bakımınızda yavaş yavaş çıkmaya,önce evinizi sonra uzak çevreyi tanımaya başlar..


2-6 AY:
Bu evre,ilk yıl aşılamalarının tamamlanacağı,dişlerin yenileneceği,uzun tüylü kedilerin banyoya alıştırılacağı ve artık yetişkin olma yolunda adım atacakları bir evredir.Bazı kedilerde ırk,cinsiyet farklıklarıyla gözlenen ilk kızgınlık belirtileri görülebilir.Eşleşme istenmediğinde kısırlaştırma ve kastrasyon için en uygun zamandır.Bu sayede hormonlar tamamen çalışmaya başlamadan hem onun sağlığı hem evinizdeki çiş problemlerini çözmüş olursunuz.Bu dönemin başında tırnaklarını kullanmayı  öğrenen kediniz için bir tırmalama tahtası edinmenizi öneririz!Aksi taktirde koltuk ve benzeri yerlerde tırnak bileyerek bunu ilerleyen yaşlarda da alışkanlık edinebilecektir!


6-12 AY:
Kedilerde genellikle yemek öğünü yoktur bu nedenle başlangıçtan bu yana verdiğiniz mamalar 12.ayın sonuna kadar sadece hekim tarafından kiloya göre gramaj arttırılarak devam eder.Uzun tüylü kedilerde bu dönem, ilk traş için uygun bir dönemdir.Bundan başta pek hoşlanmayacak 1-2 gün sakinleşecek,belki saklanacak, ancak rahat edecektir.Diğer traşlardan sonra zaman içinde bu problem ortadan kalkar!
Sık seyahat eden ve onu pansiyona emanet edecek bir kişiyseniz size önerimiz,terkedilmişlik duygusunu erken dönemde sorunsuz atlatmasını sağlamak için kedinizi arada bir 1-2 günlüğüne bırakıp geri almanızdır!
Böylece kediniz size geri dönecek ve bunun arada bir normal olduğunu erken dönemde kavrayacaktır..
  
  

KEDİLERDE AŞILAMA TAKVİMİ

* 5. Hafta -- Paraziter uygulama
* 7. Hafta -- Karma aşı
* 8-9. Hafta -- Leukocell + Mantar
* 10-11. Hafta -- Karma + Leukocell
* 12. Hafta -- Kuduz
* Her 2-3 ayda bir iç ve dış paraziter uygulama

Hangi durumda veteriner hekimime danışmalıyım...

*Ağız, burun, göz, kulak veya doğal vücut boşluklarından anormal akıntı

 

*Aşırı uyku hali gibi anormal davranışlar.

 

*İştah kaybı, aşırı kilo kaybı veya aşırı kilo alması,aşırı su tüketimi

 

*Vücutta gelişen anormal şişkinlikler.

 

*Yatıp kalkarken zorlanma

 

*Vücudun herhangi bir bölümünü sürekli yalaması ve ısırmaya çalışması

 

*Tüylerin düzensiz, donuk ve mat olması. Deride kepeklenme ve lokal tüy dökülmesi

 

*Açık yaralar

 

*Nefeste ve ağızda kötü koku ve dişlerde aşırı tartar birikimi

 

*Hayvanda kabızlık veya ishal hali

Yavru köpek aldınız...

*Evinizde yada bahçenizde besleyebileceğiniz yavru bir köpek almaya karar verdiniz. Yavrunun anne sütünü bırakmış, mama dönemine geçmiş olmasına dikkat ediniz.

*Yavru köpeğin parazitlerinden arındırmak için anti-paraziter tedavisini yaptırınız. Bu tedavi hem köpeğinizin sağlığı, hemde kendi sağlığınız için gerekli bir uygulamadır. Yapılacak karma ve diğer aşılar için de gereklidir.

*Yavru köpeğin yeni ailesi artık siz ve aileniz olacaktır. Bundan sonra bir kaç saatinizi yavruya ayırıp, onun uyku saatleri haricinde,onu yalnız bırakmayacak, onu eğitecek ve onunla ilgilenip oynayacaksınız.

*Yavrular, yedi-sekiz haftalık olunca, yasak kavramını anlamaya başlarlar. Sizde ona neyin yasak olduğunu, neyin yasak olmadığını yavaş yavaş öğretmeye başlayabilirsiniz.

*Bu dönemde dişleri iğne gibi sivridir. Onunla oynarken, elinizi ısırarak oynamak ister. Isırdığı zaman canınız yanmasa dahi 'ahh' veya 'aaa' sesler çıkartıp, yavru köpeğin ensesinden tutup hafifce sallayın ve yere doğru bastırın . Yaptığının yanlış olduğunu tavırlarınızla gösterin. Yavru canınızın acıdığını bilemez ama ses çıkartarak, ensesinden tutup sallama, onun için bir yasaktır. Bu işi bir kaç kere yapar, bazen de oyunu bırakıp gider, onu yalnız bırakırsanız, yavru daha sonra ki ısırmalarda ses çıkardığınız zaman bunun ne demek olduğunu anlayacak ve çenesini gevşetecektir. Aksi halde büyüdüğünde sizinle ve çocuklarla oynarken tehlikeli olabilir.

*Yavruyu bu yaşta herhangi bir şeyden korkutmayın, elinizle kafasına vurmayın. Okşamak istediğinizde, kafasına vuracaksınız düşüncesiyle korkar, kendini okşatmaz.

*Cezalandırılması gerektiğinde onu dövmek yerine oyunu bırakın, onunla ilgilenmeyin hatta onu yalnız bırakıp gidin. Bu davranış ona daha fazla etki yapacaktır. Aynı davranış şekli gelişmiş köpekler içinde etkilidir. Çünkü bazen sert bir komut, dövmekten daha iyi bir sonuç verir.

*İstediğinizi yaptığı zaman mutlaka ödüllendirin.

*Yavruya olabildiğince tatlı bir dille eğitmeye çalışın. Oynaması için yutulacak, kırılacak, bozulacak, özellikle parçalanabilen sert plastik oyuncaklardan uzak tutun. Yutma tehlikesi olabilir.

*Yavru evin içinde terlik, koltuk, halı v.b ev eşyalarınızla oynarsa buna müsade etmeyin. Sert bir komutla hayır veya benzeri bir kelime kullandıktan sonra onun oynayabileceği bir oyuncak verin ki , ne ile oynanabileceğini öğrenmiş olsun. Her yasakta aynı şeyi yapın.

*Yavrunun mutlaka evin içinde ve bahçede oynayabileceği oyuncakları olmalıdır. Çünkü tüm yavrular oyuncudur ve hep oynamak isterler.

Köpeğime kist aşısı yaptırmalımıyım....

*Genellikle kist aşısı diye bilinen bu uygulama aslında bir antiparaziter ilaçlamadır.  Bu uygulama iç parazitlerden  Tenya, Ascarit, Kancalı kurt, kamçılı kurt(Trichuris) kaynaklanan enfestasyonların engellenmesine ve sağaltımına yöneliktir.

*Bu uygulama hayvan sağlığı açısından olduğu gibi insan sağlığı açısından da önemlidir. Bilindiği gibi köpekler tüy döken canlılardır. Dökülen tüylerin üzerine bulaşmış parazit yumurtaları, özellikle de echinococ yumurtaları, insan sağlığı açısından önemlidir. Köpekler echinococus granulosus'un konakçısıdır.

*Bu parazit köpeklerin ince bağırsağında yaşar ve yumurtalarını dışkıyla dış ortama çıkarır. Bulaşma, parazite karşı aşılanmamış köpeklerin, tüylerine bulaşan yumurtaların veya enfekte hayvanın dışkısıyla kontamine olmuş yiyeceklerin (marul, maydanoz v.s), insanlar tarafından herhangi bir şekilde ağız yoluyla alınması sonucu olur. Echinococ yumurtalarının ağız yoluyla alınması sonucunda da insanlarda hidatik kist şekillenir. Kistler karaciğer, böbrek, kalp, pankreas, beyin ve göz gibi organlara yerleşir ve yerleştiği organlarda işlevsel bozukluklara neden olurlar. İlerlemiş olaylarda kistin patlaması ölüme neden olabilir.

*Korunma :

*Hastalıktan korunmanın temel şartı, köpeklere çiğ gıdaların kesinlikle verilmemesidir.

*Kişisel temizlik ilkelerine dikkat edilmeli, içme ve kullanma suları temiz olmalı, çiğ yenen sebze ve meyveler bol su ile yıkandıktan sonra tüketilmelidir.

*Sahipli köpekler ile özellikle belediyelerce kurulan sokak hayvanları bakım, müşahade, kısırlaştırma ve rehabilitasyon merkezlerine getirilen sokak hayvanlarıda Echinococcus granulosus yönünden tedavi edilmelidir.

*Kontrolsüz hayvan kesiminin önlenmesi için tedbirler alınmalıdır.

*Köpekler birbirinin anüslerini koklarken parazit yumurtaları burunlarına ve tüylerine bulaşabilir. Bu köpeklerin okşanması ve sevilmesi halinde parazitin yumurtaları ellere geçebilir.Bu şekilde kirlenen ellerin yıkanmadan ağıza götürülmesiile parazitin yumurtası alınır.

*Bu türden problemlerin önlenebilmesi için köpekler parazitlere karşı düzenli olarak ilaçlanmalıdır. Kist aşısı, köpeğin yaşadığı ortam, dışarıya çıkıp çıkmaması, hastalığa yakalanma riski gibi faktörler gözönüne alınarak gerektiğinde 3, 4 veya 6 aylık aralıklarla tekrarlanır. Parazitin çok yoğun olduğu bölgelerde uygulama sıklığı daha da artırılabilir. *

*Kist aşısının enjektable (iğne) formu yağlı bir eriyik olduğundan dolayı yakıcıdır. Bu nedenle yapıldığı yerde ağrı oluşabilir. İlacın kiloya göre uygulanması nedeniyle, 15-20 kg'ın üzerindeki köpeklerde uygulanacak olan ilaç miktarıda artacağından, yakıcı etkisi de doğal olarak daha fazla olacaktır. Böyle büyük ırklarda kist aşısının ağızdan verilen tablet formu tercih edilmelidir. Tablet formu ayrıca askaritlere ve kıl kurtlarına karşı da etkilidir. Tabletleri köpeğinize aç karnına (yemeklerden 3-4 saat sonra yada 1-2 saat önce) vermelisiniz. Tabletler , bir parça sevdiği bir yiyecek (peynir, köfte) içersinde veya toz haline getirilip yiyeceklerine karıştırılarak verilebileceği gibi, doğrudan dilinin arkasına konularak da yutturulabilir. Kusmamasına dikat etmelisiniz. Tabletleri yutturduktan sonra 1 saat içinde meydana gelecek kusmalar ilacın yeterli etki göstermesini engelleyecektir. Tablet yutmakta zorluk çıkaran 30 kg.'ın üzerindeki köpeklerde yapılacak ilaç miktarı iki enjektöre bölünmeli ve iki taraftan ayrı ayrı yapılmalıdır.

 

Köpeğimizin davranışlarından ne demek istediğini anlarmıyız......

*İnsanın ilk evcilleştirdiği hayvan köpektir. Köpekler doğdukları andan itibaren insanlara karşı sevgi duyarlar. Bu şekilde dünyaya gelen tek hayvan türü köpektir. Bu nedenle köpeğini seven , aralarındaki sevgi bağı kuvvetli olan köpek sahipleride, köpeğinin hareket ve davranışlarından ne demek istediğini anlar.

*Gelişmesini tamamlamış köpekler, yabancılara karşı genellikle çekimser davranır. Yavrular ise, önceleri çekimser kalsalar da , eğer karşısındaki sevecen yaklaşır ve kötü muamelede bulunmazsa kısa zamanda alışır.

*Köpeğin kuyruğunu kısması korktuğunu, dik tutması da kendine güvenini gösterir.

*Köpek kuyruğunu kısıp sallaması ve kafasını öne eğmesi, ya da kuyruğunu dik tutup sallayarak, kafasını öne eğmesi ile de , sizin üstünlüğünüzü kabul ettiğini, sizi görünce sevindiğini ve size karşı dost olduğunu gösteren bir davranıştır.

*Köpek kuyruğunu sallayarak, kıçı yukarıda ama ön ayaklarını yere bastırıp, kafasınıda ayaklarının arasına koymuş, kurbağa bakışı size bakıyorsa, sizinle oynamak istiyordur.

*Erkek köpekler etrafı koklatıp sıvı bırakarak işaretlerler. Köpeğin işaretlediği alanı sahiplenmesi ve diğer erkek köpeklere karşı kendi sınırlarını belirler.

*Bahçede ve çit içinde başıboş dolaşan köpeğiniz, çit veya duvar boyunca, ileri geri gidip geliyorsa, yalnızlık hissediyor, ilgi ve meşguliyet istiyor. Eğer köpeğinize vakit ayıramıyorsanız ona arkadaş alabilirsiniz.

*Köpeğinizin yerini değiştirdiniz veya kaldığı yerde yapmış olduğunuz değişiklikler, köpeğinizde huzursuzluk doğurduysa veya bulunduğu ortamda ki cisimleri ısırmaya, bozmaya çalışıyorsa yapılan değişikliklerden memnun olmadığını gösterir.

*Köpeğiniz , bağlı bulunduğu yerde sürekli havlıyor, huzursuz davranışlar gösteriyor ise dikatinizi çekmeye çalışıyordur. Köpeğinizin bir problemi var demektir veya karnı acıkmış, suyu tükenmiş olabilir.

*Erkek köpeğiniz sürekli dışarı çıkmak istiyorsa, heyacanlı görünüyorsa kızgınlıkta olan dişi köpek kokusu almış olabilir.

*Köpekler bazen ot yemeleri, yediklerini daha kolay hazmetmek ve hazmedemediği yemeği kusmak istemesidir.

*Köpeğiniz ev içinde kalıyor, küçük ve büyük çişini de hep dışarıda yapıyor,ama günün birinde evin içine,küçük ve büyük çişini yapıyorsa özellikle büyük çişini yaptıysa; ya herhangi birini kıskanmış, ya onunla daha fazla ilgilenmenizi istiyor, ya da yalnız kalmışsa , terk edildiğini düşünerek, yalnız bırakılmaktan korkmuştur.

Köpeğinizin Gözleri...

· Köpeginizin trasinda (uzun tüylü irklar için) göz etrafini iyice açtiiniz.
· Aracinizda giderken köpeginizin açik camdan disari bakmasini engelleyiniz.
· Göz problemleri için veterinerinize danismadan müdahalede bulunmayiniz.

Köpeğinizin Tırnakları...

*Köpeğinizi düzenli olarak yürüyüşe çıkarınız.Tırnaklarının doğal olarak aşınması onun için en iyisidir.
*Kedinizin tırnaklarını "törpülemesi" için sert bir zemin sağlayınız, bunu kendiniz hazırlayabilir veya hazır olarak alabilirsiniz.
*Köpeğinizi senede en az iki kez parmak araları dahil traş  ettiriniz (uzun tüylü ırklar için)
*Her yürüyüşden sonra köpeğinizin parmak aralarını ve tırnaklarını kontrol edip temizliğini yapınız.
*Bunu yaparken kesinlikle yapay temizlik malzemeleri kullanmayınız.

Köpeğinizin Derisi...

Köpeğinizi insan sampuanlariyla yıkamayınız.
*Köpeginizi en sık ayda bir kez yıkayınız.
*Kedinizi çok kirlendiği zaman yıkayınız.
*Köpek ve kedinizin dış parazit mücadelesini düzenli olarak veterinerinize yaptırınız.
*Beslenme konusunda veterinerinize danışınız.
*Düzenli olarak kedi ve köpeginizi tarayınız.
*Kedi ve köpeğinizi deri problemi olan diğer hayvanlardan uzak tutunuz.
*Hayvanınızın derisi ve tüyündeki değişiklikler konusunda veterinerinize danışınız.

*Hayvanınızın direkt güneş ışığından faydalanmasini sağlayınız.

ANKET

Evcil Hayvanınızın Aşıları Hakkında Bilginiz Varmı?
Evet Bilgim Var

Hayır Bilgim Yok

Kulaktan Dolma Bilgiliyim

Hiç Anlamam



Şu ana kadar 1943 kişi oyladı.